Mezar kazmanın mutluluğu

guleryildiz@gmail.com | 25 Nisan 2018 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

“Bu herifin hiç hissi yok mu ki, mezar kazarken şarkı söylüyor?” diye sordu Hamlet.

“Alışkanlık hissini köreltmiş” dedi, Horatio.

Bir elinde kanamaktan kırmızısı tükenmiş bayrak, diğer elinde kazma ve şarkı söylüyor. Kazdığı bir mezar mı, kuyu mu belirsiz… Boyu uzun adamın. Kendini o kuyuya bir neşe ile gömüyor. Derince kazıyor kuyuyu, mezarı ya da… Çıkmak için bir B planı var sanki ama bu gidişle sesini duyuracak kadar gücü olmayacak…

Yine de ilginç olan adamın mezar kazarken şarkı söylemesi…

Koca bir kenti, içindekileri sürdükten sonra tehlikeli ve vahşi adamlarla doldurdu. O adamlar ise kentin eski sahiplerinin “bir gün döneceğiz, kesin” umudunu balyozlarla parçalayıp, talana girişti hemen. Tavuk, koyun, kapı, pencere pervazı… Akla ne gelirse işte, büyük ganimete konmuşlardı ve ne varsa zerresi yerde kalmayacak şekilde toplayıp götürüyorlardı. O anları çekip sosyal medyada marifet diye sergiliyorlardı. Gülmeleri utanç vericiydi onların. Üstelik pislerdi, çok pislerdi… Dişleri, bakışları, elleri pis ve berbat!

Mezar kazan adam şarkı söylüyor hala.

Hala elinde o uf olmuş bayrak var. Tek elle kazıyor mezarı. Güçlü ve ısrarlı olduğunu duyuruyor dosta düşmana. Büyük çaresizlik oysa yaşadığı. Düşünüyordur mutlaka, “bu mezarın laneti tutar da, çıkamazsam dışarı“, diyordur illa! 

Bir sürü çaresizliğin birinci olmak için yarıştığı topraklara ait bu adam. Onun kişisel çaresizliği halkların kurtuluşu oysa ki… 

İktidar sarhoşluğu içinde. İktidarının neredeyse tek koşulu “tanrı”. Korkar gibi yaptığı ve korkmadığı, sallamadığı tanrı. Tanrısına da yazık onun. Un ufak edilmiş dualarla, zamanın soldurduğu ve kemirdiği bir bayrakla, kendini iktidarına sağlam bağlamak için kazdığı şu mezar ya da kuyuyla sevemez böyle bir kulu. Neyse ki ölümlü bir kul. Propagandası ölümsüzlük üzerine de olsa, tanrı biliyor işte, ölümlü bir kul. “Sabır…” diyor usulca. 

O pis ve berbat adamlar durmuyor. Her gün otobüslerle yeni takviyeler yapılıyor, kalabalıklaşıyorlar. Kalabalık ama düzensizler. Birbirini öldürüyorlar. Yaşamları boyunca bir şeye sahip olamamanın, bu yaşamda bir addan yoksun olmanın yarattığı “hiç”lik duygusunu semiriyorlar şu an. Başkalarının hayatlarının üzerinde tepiniyorlar arsızca. O hayata yakışmadıkları gibi aslında hiçbir hayatı hak etmiyorlar. İğrenme duygusunu besliyor var olma halleri. Ölse hepsi, bir hastalığa tutulsa ve topluca gitseler… 

Şu mezar kazarken şarkı söyleyen adamın kazdığı kuyu derin yeterince…

Kentin ışıklarını kapatıyorlar geceleri. Sonra az sayıda kentlinin olduğu evlere girip, kadınlara, kız çocuklarına saldırıyorlar. Geçen yaşlı bir adamcağız anlattı, şarkı söylen adamın kanalında: “Daha dün akşam 15 yaşlarında 3 kızımızı götürüp tecavüz ettiler!”

“Bugün hava yağmurlu” ya da “yarın güneş kemiklerimizi ısıtacak” basitliğinde bu cümle. Kimse rahatsız olmadığına göre; evlere girilip itiraz edenlerin oracıkta öldürüldüğü, kadınların, kız çocukların kaçırıldığı, değerli eşyaların çalındığı bir normalin üzerinde gidip geliyoruz yani.

Alçaltıcı bir suskunluğun hemen önünde yaşanıyor tüm bunlar. Oysa kıyamet kadar kadın derneği vs. var. Bir tekinde dahi “ne istiyor bu caniler el kadar çocuklardan, ev basıp kız çocuklarını götürmek, alıkoymak da nesi?” deyip yükseltmiyor kimse sesini… Varlıklarından utanıyorum bu kör kadınların. 

Adam şarkı söylüyor hala kazarken mezarı… 

Adam diyorum, insani bir vurgu yapıyorum. Yanlış. Kerameti kendinden menkul insanlığıyla duruyor karşımızda. Onu pis adamlar sürüsünden ayıran tek şey, masa örtüsü desenli ceketi. Gerisi aynı: bakışları, sırıtması, hayatın karşısında ufalmışlığı ve adsızlığı…  

Kerametin keramet olduğu toprakları yazmıştı Medya Doz:

“Keramet” insani erdemlere, toprak sevgisine, toplumsal akıl ve ahlaka tekabül ediyor buralarda. Bu sözcüğün gerçek anlamı sorgulanmaz, sadece toplumun bu sözcüğe yüklediği anlama inanılır. Bu hayatta kendine yer bulmuş en değerli sözcüklerden biridir keramet…”

Güvene, inanmaya doymuş bir kentin sokaklarında kan lekesi var. 

Parçalanan hayatların alacağı ah’ın bayrağı dalgalanıyor her bir zeytin ağacında.

Kerametin dallanıp budaklandığı hayatları kesiyorlar şimdi. 

Kerametin oğulları ve kızlarını gasp ediyorlar. 

Tecavüz ediyorlar, öldürüyorlar. 

Evleri talan ediyorlar, çalacak bir şey kalmayınca, yakıyorlar sonra…

Kim demişti peki, 

“Kötü işler gömülse de yerin dibine
Çıkar bir gün insanların gözü önüne.”?

Adam şarkı söylüyor, mezar kazarken… 



812
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: