Selahaddin Demirtaş

akahraman61@hotmail.com | 17 Nisan 2018 Salı

AHMET KAHRAMAN

TC’nin adı devlet ama, entrikalar kumkuması olarak doğdu. Bu kabuğun altında, kesintisiz olarak çete tuzakçılığı, siyasi dolandırıcılık ile entrika gergefleri dokundu. Siyaset yürütme ve devlet yönetimi birer dolandırıcılık tuzağı olarak sahnelendi. Yer yüzünde ayıp, utanç ve suç olan her durum, davranış politik ya da diplomatik başarı olarak alkışlandı, bu garabette.

Prof. Baskın Oran, geçenlerde “Lozan anlaşması uygulansaydı Kürt sorunu olmazdı“ diye yazıyordu. Çünkü Lozan, dar kapsamlı da olsa Kürtlere özerklik vaaddediyordu. Ama, ne yapacaksınız ki dolandırıcılık siyasetinde, namus sözüne yer yoktu. Kürtler, kayıplarıyla ortada kala kaldılar.

Hınıslı bir Kürt ve yeminli sol düşmanı olan Cumhurbaşkanı General Cemal Gürsel, ikide bir “Komünist partisi kurulsun" diye tutturunca, “ama neden?" diye sormuşlardı. General, sükunet içinde, “kimin ne olduğunu öğrenip hepsini tutuklayalım diye“ cevabını vermişti.

Kürtlere siyaset yapma hakkı, bu amaçla kullanıldı. Bu arada, Avrupa Birliği dahil olma gösterilerinde, “bakın biz de batının insani değerlerini yakaladık ve de demokrat bile olduk" diye diye şirinlik gösterilerine malzeme yapıldı.

Avrupa, “işlet de demokrasini göreyim“ şartında ısrar edince, AKP rejimi onları dolandırıp para ve imkanlarına konmanın hayal olduğunu anladı. Kürtlere açtıkları demokratik kanalı tıkayıp, Atatürk döneminin “tedip (terbiye etme) ve tenkil (susturma)" planını raftan indirdiler.

Türk tipi demokrasinin “vazgeçilmez unsuru" olarak önümüze sürülen seçim, Kürtler için, lüks ve aynı zamanda “suç" sayıldı. Halkın önüne dipçik ve namludan duvarlar örülerek Belediyeler, polis ve asker zoruyla gasp edildi.

Kimi Kürtler hala devlet iyi ama, mevcut hükümet kötü dercesine, kötülükleri AKP-MHP ortaklığına yüklüyor, ama kazın ayağı hiç de öyle değildir. Ta başından, 1920’den beri Kürt düşmanlığı söz konusu olunca bütün kurum ve kuruluşlarıyla hepsi bir ve beraberdir. Nitekim, seçilmiş Kürtler konusunda da böyle oldu. Rejiminin bekçisi bütün siyasi partiler (AKP, CHP, MHP), parlamentoda Kürtlere karşı birleşerek seçilmişleri için, zindan yolunu açtılar.

Selahaddin Demirtaş ve arkadaşları, şimdi yüzde 13’lük Kürtleri çıkarırsak, yüzde 87’lik Türk kamu vicdanının esiri olarak, zindanda esirdir.

Ha, “esir" kelimesi rast gele değildir. Bilinçli bir seçimdir. Çünkü, hukuk devletinde tutukluluk, delillerle takviyeli sebeplere dayalı bir adli önlemdir. Buna karşılık, Moğollar ve Osmanlı’nın sürü zihniyetinde olduğu gibi çete devletlerinde, hukuk zaten yoktur. Suçlamada delile dayalı sebep de yok, Reisin emri vardır.

Dolayısıyla emrine olan herkes esirdir. Esir, isnat edilen suçları işlemediğini kanıtlasa bile, 6 milyon kişilik Kürt kitlenin temsilcisi Selahaddin Demirtaş gibi emirle, zindan mahkumudur. Aidiyeti (Kürt olması), zindan hücresine kapatılması için yeterli sebeptir.

Selahaddin ve arkadaşlarına bunu yapanların kınanacak tarafları yoktur. Kınasanız bile, tepkinizi tutacak yüz yok, onlarda. Hedik suyu ile yıkanmış yüzler asla kızarmaz. Çünkü, her türlü dolandırıcılığı başarı sayandır, onlar. dolayısıyla utanma duygusundan mahrumdurlar. Onlar, kendilerine yakışanıyla insandır. İnsan sedasını, dili, nefesi ve gırtlağının kelimelerini, müziğin nağmelerini yasaklayacak, mezar taşlarına, tarihin mirası mabetlere bombalar, füzelerle saldıracak, insanları diri diri yakacak kadar insan…

Baksanıza, cumhurbaşkanları meydan meydan dolaşıp o gün öldürülmüş Kürtlere ilişkin rakamlar müjdeliyor, dinleyen Türk halkı da alkışa durup avaz avaza “bizi de öldürmeye götür" diye bağırıyor.

Selahaddin, zindandaki bütün Kürtler gibi, bu kötücül, insanlık olan barışı suç sayan, çocuklar ölmesin diyen Ayşe öğretmeni yeni doğmuş bebeğiyle birlikte zindana atan kötü insanların esiridir.

Ve onların düşmanı, insanlığın yüce değeri, Kürt halkının da sevdiceğidir. Selahaddin de, Kürtlerin yüreğinde, “Selo e delal, lawîkê delali"dir. Kürtlerin “namus günü" sembollerinden, direnişin bir başka simgesidir.

Bugün, Selahaddin’in zindan rejimi mahkemesinde, üç gün boyunca onları yargılayan konuşmasından kesitler verecektim. Fakat sevdalı başım, dertli başım beni alıp başka yerlere savurdu ve bu yazı çıktı.

Bu konuda tek diyeceğim, internette var Selahaddin Demirtaş. Düellodan anlamayan pusucular karşısında dimdik duran düellocu olarak var. Savunma adına, onları yargılayıp mahkum eden, aynı zamanda insanlık dersi veren konuşma maratonuyla da…

Okuyun ve okutun. Selahaddin Kürde de, Kürdün trajedisini anlatıyor, orada…



1811
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: