Suriye’de savaş Türkiye politikalarının sonucu sürmektedir

16 Nisan 2018 Pazartesi

MUSTAFA KARASU

ABD, Fransa ve İngiltere Suriye’ye hava saldırıları yaparak birçok askeri üs ve tesisi vurdular. Bu saldırıya yol açan etken, Doğu Guta ve Efrîn üzerinde Rusya ile Türkiye'nin yaptığı pazarlık sürecidir. Rusya, Efrîn işgali karşılığında Doğu Guta ve Duma’da hâkim olan çetelerin ezilmesini hedeflemişti. Doğu Guta’daki güçler ezilecek, Türkiye de Efrîn karşılığında buna ses çıkarmayacaktı. Nitekim Efrîn işgaliyle Doğu Guta’ya saldırı paralel yürütülmüştür. Kimyasal silah kullanma iddiası bu saldırı sürecinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla ABD, Fransa ve İngiltere’nin Suriye'ye saldırısı Efrîn işgaline yönelik kirli pazarlık sonucu ortaya çıkan siyasi ortamda gerçekleşmiştir. Eğer bir kimyasal saldırı olmuşsa bunda da suç ortağı Türkiye’dir. Çünkü Efrîn işgali karşılığında Doğu Guta ve Duma’ya yönelik bir saldırı kampanyası yürütülmüştür.

Türkiye'nin Kürt düşmanlığının savaşı nasıl yaygınlaştırdığını bu olay bir kez daha kanıtlamıştır. Aslında Türkiye Kürt düşmanı olmasaydı Suriye'deki tüm çeteler kısa sürede yenilgiye uğratılırdı. Hala Suriye'de DAİŞ ve El Nusra artıkları ve benzer zihniyetler varlığını sürdürüyorsa buna yol açan, Türk devletinin politikalarıdır. Bu gerçeklik görülmeden Suriye’de hiç kimse, hiçbir taraf doğru politika üretemez. Suriye'de istikrarın tek yolu, Rojava ve Kuzey Suriye’deki demokratik güçlere dayanan bir demokratik Suriye’de yatmaktadır. ABD ve Rusya cephelerinin karşıtlaşmasını da demokratik Suriye çizgisiyle bir uzlaşmaya götürecek de bu güçlerdir. Ancak Türkiye'nin Kürt ve demokrasi düşmanı politikası böyle bir uzlaşma imkânını sabote edip çatışmaların devam etmesine neden olmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin siyasal çözüm olsun söylemleri sadece gerçek yüzünü gizlemek içindir. Türkiye'nin Suriye çözümü, Kürt inkârı ve Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam iradesinin ezilmesine dayanmaktadır. Bu da savaş demektir. Efrîn ve Doğu Guta’daki savaş böyle ortaya çıkmıştır. ABD, İngiltere ve Fransa’nın hava saldırıları da bu politikanın sonucu ortaya çıkmıştır. Eğer savaşla sorun çözülmeyecekse bunun için en başta da Türk devletinin Suriye üzerindeki oyunlarının bozulması ve engellenmesi gerekir. 

Aslında Kürt gerçeği her siyasi gücün karakterini ortaya koymaktadır. Günümüz dünyasında Kürtlerin mücadelesi kadar gerçekleri açığa çıkaran bir olgu yoktur. Kürtler haklı davaları ve doğru politikalarıyla herkesin gerçek yüzünü insanlığa göstermektedir. Efrîn işgalinde Rusya ve müttefiklerinin karakterini gözler önüne sermiştir. Şimdi de ABD ve koalisyon güçlerinin karakteri ortaya çıkmaktadır. Efrîn’de yüzlerce sivil öldürürken Türk devletine açık tutum takınmayan ABD ve ortakları, Duma’da gerçekleştiği söylenen kimyasal saldırı sonrası Suriye’ye yönelik hava saldırısı yapmıştır. 

Kimyasal silah kullanılması bir iddiayken, Efrîn’e yönelik saldırı Türk devleti tarafından yapıldığı tartışmasız bir gerçekliktir. Eğer Duma’ya saldırı yapılıyorsa aynı tutumun Türk devletine de gösterilmesi gerekirdi. Sivil ölümleri her iki saldırıda da olmuştur. Hatta Efrîn’de daha fazla sivil ölmüş ve yaralanmıştır. Bu açıdan Efrîn’de sesini çıkarmayan güçlerin Duma’da insani nedenlerle müdahale yaptığına nasıl inanılacaktır?  

Bir kez daha görülmüştür ki, Kürtler siyasal çıkarlara kurban edilmiştir. Kürt çocuklarının, kadınlarının ve sivillerin öldürülmesi o kadar önemli değildir; Kürtlerin öldürülmesi normaldir! 2015-2016 yılında özyönetim direnişlerinde de yüzlerce sivil öldürülürken, şehirler yakılıp yıkılırken de sessiz kalınmıştı. Bu durum, Kürtlere yaklaşımın nasıl ikiyüzlü ve çirkin olduğunu göstermektedir. Kapitalizm gibi her şeyi çıkara dayandıran bir zihniyet ve siyasi anlayış olunca bunlar da normal hale gelmektedir. Şu anda dünyanın en temel sorunu siyasi ahlak sorunudur; çifte standart sorunudur. Bu durum tüm insanlığı çürütmektedir. Rusya, Kürt soykırımının destekçisi oluyor, ABD ve Koalisyon güçleri Kürt soykırımı olduğunda sessiz kalıyor; ama Duma’da siviller ölüyor diye müttefikleriyle birlikte hava saldırıları yapıyor. Hem de Rusya ile karşı karşıya gelme pahasına!

Geçen günlerde ABD Başkanı Donald Trump, “biz DAİŞ’i yenilgiye uğrattık, hani bizim teşekkürümüz” diyordu. Böyle diyen Trump, DAİŞ’i yenilgiye uğratmada en büyük rolü oynayan, binlerce gencini şehit veren Kürtlere teşekkür edeceğine, DAİŞ’e destek veren Türkiye'nin Kürtlere saldırısına göz yummuştur. Hatta tutumlarıyla teşvik etmiştir. Bu yaklaşım, bırakalım Kürtlere teşekkür etmeyi, cezalandırma değil midir? DAİŞ’i yenilgiye uğratan Kürtlere teşekkür edilip ödüllendirileceğine, DAİŞ’e destek verdiği tüm dünyaca bilinen Türkiye ödüllendirilmiştir. Böyle bir paradoks, ahlaksızlık ve ölçüsüzlük olabilir mi? Kürtler binlerce şehit vermeseydi ortada ne rejim ve destekçisi Rusya ne de ABD kalırdı. Türkiye, ortağı DAİŞ’le birlikte Ortadoğu'nun horozu haline gelirdi. Türkiye DAİŞ’i daha pahalıya pazarlamak için şantajlarını arttırırdı. Ancak Rusya da ABD de Kürtlerin Suriye'de yaptığı fedakârlığı görerek buna göre bir tutum takınmamışlardır. 

ABD Efrîn’de Kürt katliamına yönelik tepki göstermezken, DAİŞ ve El Nusra’nın başka bir versiyonu olan güçlere yönelik saldırıda kullanıldığı iddia edilen kimyasal silah için açık tutum ortaya koyuyor. Kimyasal silah kullanılmışsa bu tutum anlaşılırdır. Kuşkusuz Suriye’de sorunlar esas olarak doğru politikayla çözülür. Ancak DAİŞ’e ve El Nusra’ya karşı büyük bedeller ödemiş Kürtler katliama uğrarken bu tutum neden ortaya konulmadı? Tüm insanlık bu soruyu sormaz mı? Bu soruya ne cevap verilebilir? 

Türkiye bu saldırıdan kendine pay çıkarmaya çalışmaktadır. Doğu Guta ve Duma’daki saldırılar konusunda Rusya ile kirli pazarlık yapan Türkiye, şimdi de ABD, İngiltere ve Fransa’nın saldırısını desteklemektedir. Böylece Doğu Guta’daki suç ortaklığını örtmeye çalışıyor. Eğer bir kimyasal silah saldırısı varsa ve bunun için hava saldırı yapılmışsa, o zaman Doğu Guta’ya saldırı karşılığında Efrîn’i işgal eden Türkiye'ye karşı da bir tutum alınması gerekmez mi? Eğer böyle olmazsa ABD, Fransa ve İngiltere’nin gerekçe ve tutumunu kimse ciddiye almaz. 

Türkiye tamamen çakal politikası izliyor. Her durumda güçler arasında çatışmayı izliyor, nerede kazanacaksa oraya meyil ediyor. Bu yönüyle şu anda dünyanın en güvenilmez politikasını yürütüyor. Çünkü AKP kurduğu ilişkilerde sadece Kürt soykırımı konusundan yararlanmayı esas alıyor. Hangi tarafa meyil edersem Kürt soykırımı konusunda destek alırım hesabı yapıyor. Rusların var olduğu Efrîn alanında Rusları kullandı. Şimdi Fırat’ın doğusunda ABD, Fransa ve Rusya’yı kendi politik anlayışına yakınlaştırabilir mi, bunun hesabını yapıyor. Rojava’da Kürtlere karşı ancak bir süper gücün desteğini ve onayını alırsa amacına ulaşacağını düşünüyor. 

Türkiye, Rusya ile ilişkilerini ABD ve Rusya arasında şiddetli çatışma ihtimalinin olmadığı ortamda yürüttü ve bu ortamı kullandı. Eğer çatışma sertleşirse Türkiye bir tercih yapmak zorunda kalır. Bu da ABD ve Batı yanı olur. Rusya ve İran da bu durumu görmüştür. Bu nedenle bundan sonra Rusya ve Türkiye ilişkileri birinin diğerinin arkasından hançerlediği bir süreç olacaktır. Bu, mutlaka olacak, ama ne zaman olacağı siyasi ortam ve zamanlama konusudur. 

Şunu söylemek gerekir ki, Rusya soğuk savaş dönemi anlayışı ve refleksiyle hareket etmektedir. Halbuki kapitalizmin de kapitalist güçler arasındaki mücadelenin de karakterinde değişimler olmuştur. Hem kapitalist sistem içinde yer alınacak, hem de soğuk savaş dönemindeki reflekslerle hareket edilecek! Bu, Rusya’nın kaybetmesiyle sonuçlanacak bir durum ortaya çıkarır! Bu açıdan Türkiye'yi yanına alarak ABD karşısında üstün olma çabasının hayal kırıklığıyla sonuçlanması büyük olasılıktır. 

Türkiye de soğuk savaş döneminin, bir güce dayanarak Kürtleri soykırıma uğratma politikasının günümüz siyasi koşullarında olmayacağını uzun olmayan bir zamanda görecektir. Bu açıdan bir süper güce dayanarak Kürtleri soykırıma uğratma politikası yürüten AKP-MHP iktidarının kıç üstüne oturması olasılığı yüksektir. Kürtler ve demokrasi güçleri AKP-MHP faşizmine karşı mücadele ederlerse AKP-MHP faşizminin akıbeti kesinlikle böyle olacaktır. 



1917
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: