Sessizliği eleştirmeyelim, ses olalım

13 Mart 2018 Salı

SİNAN CUDİ

Kürt Özgürlük Hareketi'nin yürüttüğü direniş son kırk yılda Kürtlerin bir halk olarak yeniden tarih sahnesinde yer almasını sağlamış ve önemli kazanımlar elde etmiştir. Son kırk yılın her gününde amansız saldırılara, müthiş güç dengesizliğine rağmen yürüttüğü bu direniş sadece Kürt halkını değil, tarih boyunca ezilen tüm halk ve toplulukları da özgürlüğe daha da yakınlaştırmıştır.

Şüphesiz yürütülen mücadele dönemsel bazı değişimler yaşamıştır. Faşist dikta yönetimlerinin saldırı düzeyine bağlı olarak mücadele strateji ve taktikleri de değişmiş, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından mutlak başarı için yaratıcı yöntemler sergilenmiştir.

Silahlı mücadeleden sivil itaatsizlik eylemlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede, toplumun tüm kesimlerinin bir ucundan tutabileceği yöntemlerle mücadele süreklileştirilmeye çalışılmıştır. Fakat bir dönem yürütülen mücadele yöntemlerinin diğer bir dönemde de tekrar edilmeye çalışılması gibi yanlışlıklara düşüldüğü de bir gerçektir.

Demokratik çözüm olanaklarının arttığı dönemlerde uygulanan, uyarıcı nitelikte ve şiddet içermeyen demokratik gösteri ve protestoların temel bir mücadele yöntemi olmadığı çok açık. Düşmanın konuşarak anlaşmaya çalıştığı bir dönemde düzenlenen kitlesel eylem ve protestolar irademizi göstermek, taleplerimizi dile getirmek için bir yöntemdi.

Bu tür gösteriler bugün Kürt Özgürlük Hareketi'ne sempatiyle bakan, gösterilen direnişin kendisi için de önemli olduğunu düşünen dış kamuoyunun desteğini güçlendirmek, yine yabancı ülkelerde bir farkındalık yaratmak açısından halen başvurulabilecek yöntemlerden biridir.

Bunun yanında faşist TC diktatörlüğüyle işbirliği içinde bulunan yabancı ülke hükümetlerini tavır almaya itecek, bu anlamıyla dünyanın gündemine oturacak kimi eylem yöntemlerinin de denenmesi gerekmektedir.

Unutmamak gerekir ki savaşın uzamasına neden olan temel etkenlerden biri TC diktatörlüğü ile yakın ilişki halindeki batılı hükümetlerdir. Ve aynı hükümetler PKK'yi silahlı savaşım yıllarında değil, barışçıl çözüm arayışlarının güçlendiği bir dönemde ‘terör’ listesine almıştır. DAİŞ karşısında tüm dünya adına savaşan YPG/YPJ'nin bayraklarının yasaklanmasının, terörün başkentinin düşürüldüğü zamana denk gelmesi de tesadüfi değildir.

Bu açıdan baktığımızda demokratik kamuoyunun desteğini sağlamak için hassas davranmak kadar hükümetleri harekete geçmeye itecek eylem yöntemlerine başvurmak önemli olmaktadır. Dönemin ruhunu doğru kavramak ve ihtiyaç duyulan yöntemlerle mücadele etmek oldukça önem kazanıyor. Bu da direnişçilere mutlak destek sağlamaktan geçer. 

Askeri açıdan bugüne kadar yürütülen direniş oldukça görkemli oldu. Büyük güç dengesizliğine rağmen YPG/YPJ savaşçıları kendilerinden beklenen irade ve fedai ruhla faşist sürülerine karşı direndi/direniyor. Görünen o ki savaş artık Efrîn kent merkezinde yaşanacak. Direnişçilerin bu aşamada da aynı irade ve feda ruhuyla savaşacakları ortada.

Fakat direnişin tüm yükünü sadece savaşçılara ve onlarla birlikte direnmekte kararlı Efrîn halkına yükleyemeyiz. Sur'da, Cizre'de; özyönetim direnişlerinde içine girilen hataların tekrarlanmaması için daha hassas ve yaratıcı olmak zorundayız. Bir halkın ve ülkenin umudunu, beklentisini boşa çıkarmamak için ölümü göze alan civanmertlere, ölürken bile silahını bırakmayan fedailere, ne olursa olsun sonu muhteşem olacak diyen Çiyager komutana layık bir mücadele sürecine geçiş yapmalıyız.

Dünyanın bu vahşi saldırılara karşı sessizliğini eleştireceğimize sessizliği yırtıp atacak; büyük ses getirecek girişimlere başvurmanın zamanıdır.



817
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: