Ey Merkel Almanya’sının halkı 10 Mayıs 1933’ü unutma!

12 Mart 2018 Pazartesi

VEYSİ SARISÖZEN

Önce tarihten bir yaprak açalım ve bu yapraktaki bir resmi yayınlayalım:

10 Mayıs 1933. Berlin Opera Binasının önü. Hitler’in verdiği emirle Nazi öğrenciler sosyalist, hümanist ve Yahudi yazarların kitaplarını “törenle” yakmakta. Karl Marx’ın, Kautsky’nin, Thomas Mann’ın, Heine’nin daha binlercesinin kitaplarını…

Kitap yakma “ritüeli” az sonra milyonlarca Yahudi’nin, komünistin, Sovyet esirlerinin ve eşcinsellerin krimatoryumlarda yakılacağının habercisiydi. Kitap düşmanlığının sonu insan düşmanlığı ile noktalandı.

Alman polisi, Nazilerin kitap yakma “törenlerinin” 85’inci yılında Mezopotamya Yayınevine ve Mir Multimedya müzik stüdyosuna baskın yaptı ve TIR’lar dolusu binlerce kitap, müzik yayınlarına el koydu. Şimdi yayınevi ve müzik stüdyosunun rafları bomboş. Hitler Alman kültürünü Yahudi kültüründen “arındırmıştı.” Merkel Alman kültürünü Kürt kültüründen arındırmanın ilk adımını attı.

Almanya’yı tehdit eden bu olay, Efrîn şehir merkezinin bombalandığı ve tüm Kürdistanlıların Hitler soykırımına benzer bir soykırım tehdidine karşı alanlara aktığı bir sırada gerçekleşti.

Alman hükümeti Nazi yöntemini, PKK yasağına dayandırıyor. 10 Mayıs 1933 olayı da Nazi partisi dışında kalan bütün partilerin kapatıldığı ve yasaklandığı Alman topraklarında gerçekleşti.



Kitap yasağı parti yasağına, parti yasağı ise İkinci Dünya Savaşı’na götürdü.

Merkel hükümeti, Türk faşizminin Efrîn’de soykırım hazırlığına ortak olmuştur. Kitaplara düşmanlık insanlara düşmanlığın anasıdır, çünkü o kitaplar ve strandlar insanlar tarafından ve insanlar için yazıldı ve söylendi.

Şimdi Efrîn amansız bir bombardıman altında. Almanya bu vahşeti “havai fişek” gösterisi seyreder gibi seyrediyor. Alman tankları Efrîn’de ölüm kusuyor.

Ne oluyor?

Almanya ve AB ülkeleri Türkiye’nin vahşetine ve içerideki faşist zorbalığa sessiz kalarak ve destekleyerek ne yapmış oluyor? Türkiye “safrasını” Avrupa “nezzüh gemisinin” sintinesinden denize lağım sularıyla birlikte atıyor ve onu Avrupa’nın savaş gemilerinin kuyruğuna bağlıyor. AB’den kovduğu Türkiye’yi askeri açıdan yedeğine alıyor. Bu yolla da “bir AB ülkesi Efrîn’de uluslararası hukuku ve AB kurallarını çiğneyemez” demekten kurtulmuş oluyor.   

Türkiye artık bir Ortadoğu ülkesidir. Batı’dan da NATO’dan da kopuyor.

Kopunca ne oluyor? Avrupa kendi “değerleri” adını verdiği ve yalnızca Batı dünyası için geçerli olan değerlerden uzak bir ülkeden kurtuluyor. Ama tıpkı İran gibi, Körfez ülkeleri gibi İslamcı diktayla, sultanlıkla, diktatörlükle yönetilen ülkelerle “Euro bağını” koparmadığı gibi Türkiye ile de “Euro bağını” kopartmıyor. Türkiye tüm Avrupa ülkeleri içinde AB ile ihracat ve ithalatta sırasıyla dördüncü ve beşinci yerini koruyor.

Bu emperyalist menfaat ilişkisinin sonucunda, “bizim evimize girme, Rusya ve İran’la anlaşmaya kalkma, bunun dışında ne yaparsan yap, ister Efrîn’i yak, ister Kürt jenosidine kalkış, ne halin varsa gör, AB ile ahbaplık başka, ticaret başka” diyor.

Efrîn’e ihanetin ve kitap düşmanlığının temeli böyle. 10 Mayıs 1933’ün 85’inci yılında Alman halkına kendi tarihini hatırlatmanın tam zamanıdır. 



2158
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: