‘Küçücük’ Efrîn ve özgürlük bayrağı

suatbozkus@gmail.com | 10 Mart 2018 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

Irkçı diktatörlerin milliyeti, dini, mezhebi ve hatta yaşadığı zaman bile fazla fark etmiyor.

Kendilerini Allah tarafından gönderilmiş, ilahi güçlere sahip tek kurtarıcı zannediyorlar.

Etraflarındaki şakşakçı-yalaka takımı da „Evet efendim, haklısınız efendim“ dedikçe buna iyice inanıyorlar. Bundan sonra da kendilerine itiraz eden çıkarsa onu hain-ajan-casus ve cehennemlik imansız zındık ilan etmekte ve keyfi olarak cezalandırmakta hiç bir sakınca görmüyorlar.

Hitler’den Saddam’a, Enver Paşa’dan Erdoğan’a kadar hangi diktatöre bakarsanız bakın, temel özellikleri hep aynıdır. Hepsi de tek tekçi, hepsi de soykırımcı, savaşçı ve zalimdir.

Hepsi de sonuçta iktidarlarını kaybettiklerinde, savaş suçlarından mahkum olmuşlardır. Bu yargılanma ve mahkumiyet korkusuyla hiç biri iktidarı gönlüyle bırakmamıştır. Tersine sıkı sıkıya iktidara sarılmışlardır. İktidara seçimle gelseler de seçimle gitmemişler, diktalarını sürdürebilmek için çırpınıp durmuşlardır.

Bilim doğada ve toplumda tekrarı kabul etmez. Çünkü „Aynı suda iki defa yıkanamazsınız.“ Ama gene de belli tarihsel olaylar, bu olayların sebepleri ve sonuçları arasında bir benzerlik, bir paralellik kurabiliriz.

Bölgedeki statü esas olarak Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonunda şekillenmiştir. Bu statüko İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında da devam etmiştir.

Bölge açısından çarpıcı olan gerçek, her iki savaş sonunda da Kürtler yok sayılmış ve yok edilmek istenmiştir. Kürtler sadece bölgesel sömürgeciliğe karşı değil, statükoyu oluşturan tüm güçlere karşı da savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu yüz yıl boyunca, Kürtler hep ezilen ve saldırıya uğrayan bir halk olmuşlardır. Bu nedenle de bölgede kalıcı bir barış mümkün olmamıştır.

Geçen yüzyıl boyunca kaynayan bölgemiz bugün Üçüncü Dünya Savaşının merkezi gibidir. Erdoğan’ın Efrîn’i işgal girişimiyle kanlı bir süreç başlamıştır.

I. Dünya Savaşı’nda ölen 9.5 milyon insanın yüzde 95’i asker, yüzde 5’i sivildi. II. Dünya Savaşı’nda ölen 65 milyon insanın ise yüzde 33’ü asker, yüzde 67’si sivildi.

III. Dünya savaşında ise sivil ölüm oranı daha yüksek olacak gibi. Gelişmiş silahlar ve çok gelişmiş ahlaksızlık-alçaklık sonucu devletlerin „çocuk da olsa, kadın da olsa“ hatta hasta da olsa sivil hedefleri daha çok vurmasına yol açıyor. Bu da sivil ölüm oranını arttırıyor.

BM’in aldığı ateşkes kararını takan yoktur. Bu ateşkes kararını uygulaması gereken güçler de zaten savaşın içindedir. Bu nedenle onlardan savaşa dur demesini beklemek boşuna olur. Türkiye ordusu, hukuksuz ve insafsız hava saldırılarıyla sivil halkı imha etmektedir. Halkın direnişiyle baş edemeyen işgalciler hava saldırılarıyla halkı göçertmeyi ve bölgeyi boşaltmayı amaçlıyor. Vatanını terk etmiş halkın boyun eğmesi de, terk edilmiş vatanın ele geçirilmesi de göçertilen halkın yerine başkalarını yerleştirmek de daha kolay olacaktır.

Ama Efrîn halkı vatanını savunmak ve özgür geleceği için kahramanca direniyor.

Halk şehri terk etmediği gibi başka şehirlerden gönüllü olarak gelip işgale karşı direniyor.

Bu da savaşın uzaması ve şiddetlenmesi demektir.

Erdoğan iki ayda Şam’ı fethedecekti ama aradan yedi sene geçti, hala yerinde saymakta.

Kürtlerle uzlaşmayı ve barışı değil, imhayı ve savaşı tercih eden Erdoğan, Efrîn’i bir haftada fethedeceğini ilan etti ama sekiz hafta oldu, hala fazla ilerleyemedi.

Geçen her saat ve her gün işgalci güçlerin aleyhinedir. Bölgede ve dünyada teşhir olmaktadırlar. İşgalciler teşhir oldukça onlarla işbirliği yapanlar, işgale göz yumanlar da onları savunmakta zorlanmaktadır.

„Küçücük“ Efrîn’de dünyanın en büyük savaşı sürüyor.

Efrîn halkıyla birlikte sadece Kürtler ve bölge halkları değil bütün halklar kazanacaktır.

Halklarımızın mücadelesi işgalcileri de, suç ortaklarını da bozguna uğratacaktır.

„Küçücük“ Efrîn dünyaya bedel olacaktır. „Küçücük“ Efrîn’de yükselen tüm halkların umudu özgürlük bayrağıdır.



1914
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: