Mücadele, isyan özgürlük!

fusun1@gmail.com | 08 Mart 2018 Perşembe

FÜSUN ERDOĞAN

8 Mart’ı yaratan ve yaşatarak bugüne kadar taşıyan kadınları saygı ve minnetle anarak yazıma başlamak istiyorum... 

Tarihte ilk kez, 40 bin dokuma işçisi kadın 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi, ücretlerde artış yapılması ve kötü çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle 8 Mart 1857 tarihinde New York’ta bir grev örgütlerler. 

Eylemi durdurmak isteyen polis kadın işçilere saldırır, fabrika yönetiminin de desteğiyle binlerce kadını fabrikaya kilitler. Bu sırada çıkan yangında içeride kilitli kalan işçilerden 129’u yanarak hayatını kaybeder. 

Fabrika yönetimi, polis ve Amerikan basını elele vererek işlenen bu katliamı kamuoyundan gizlemek istese de, kadın işçilerin cenaze törenine yüz bini aşkın bir kitle katılır. 

Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine sahip çıkan komünist kadınlar, 8 Mart 1857’de New Yorklu kadınların yaktığı bu ateşi devralırlar. 

1910 yılında Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da toplanan İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda gündem maddelerinden biri olan kadın ve emek mücadelesi ele alınır. Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Clara Zetkin yaptığı konuşmada kadınlar için uluslararası bir mücadele günü belirlemek gerektiğini söyler. 8 Mart’ta Amerikan polisince katledilen kadın işçilerin anısına, 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerir. Zetkin’in önerisi kabul edilir. Ve o tarihten sonra 8 Mart’ın Uluslararası Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması tüm dünyada işçi ve emekçi kadınlar tarafından sahip çıkılarak kutlanır.

Uluslararası anlamda ilk kez 19 Mart 1911 yılında emekçi kadınlar günü kutlanır. Daha sonraki yıllarda da, her 8 Mart kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmenin bir aracı olarak yaşar, yaşatılır. Geçerken ezilenlerin mücadelesinde özel bir gün olan 8 Mart’ı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1977 yılında “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etiğini de kaydetmeliyim.

1900’lu yılların ilk yarısında 8 Martlar kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinde oy hakkı, eğitim hakkı, insanca yaşama ve çalışma hakkı gibi talepler için mücadeleyi büyütmek için bir manivela olurken, 1940’lardan sonra faşizme ve erkek egemenliğine, savaşa karşı barış mücadelesi öne geçer. Zaman zaman bazı demokratik hakların alınmış olması kadın mücadelesinin durgunlaşarak gerilemesine neden olsa da, bütün zamanlarda değişik ülkelerde farklı düzeylerde kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi hep varolmuştur. Hiç kuşkusuz kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi her bir ülkenin kendi özgünlükleri içerisinde şekillenmiştir, şekillenir. 

Bugün Türkiye ve Kürdistan’da faşist diktatör Erdoğan ve AKP rejiminin kurmakta olduğu yasalarıyla, yasaklarıyla, OHAL ve KHK’leriyle her bakımdan kadın düşmanı gerici-dinci, faşist düzene, Efrîn işgal saldırısına ve savaşa karşı isyanı büyütmek kadınların en temel görevi olarak öne çıkıyor. 

Faşist Erdoğan-AKP-MHP diktatörlüğünün yasaklarını dinlemeyen kadınlar günlerdir sokakları ve meydanları kendileriyle birlikte özgürleştirdiler. Bugün de dünyanın dört bir yanında kadınlar “Grevdeyiz” diyeceğiz. Ve her dilden gerici, baskıcı, yasakçı, faşist erkek egemenliğine karşı itirazlarımızı, isyanımızı, taleplerimizi dile getireceğiz... 

8 Mart başta Efrîn’de sömürgeci Türk ordusu ve DAİŞ artığı çetelerin işgaline karşı direnen kadınlar gelmek üzere, tüm dünyada erkek egemenliğine, kadını köleleştiren tüm yasa ve uygulamalara isyan eden, hayatın her alanında direnen, mücadele eden ve savaşan kadınlara kutlu olsun!



1066
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: