8 Mart'ta memleketin cinsiyet rejimi tablosu

08 Mart 2018 Perşembe

ARZU DEMİR

Cinsiyetçilik, militarizm ve şovenizm gibi Türk devletinin genetik kodlarından, ideolojik kurucu unsurlarından bir oldu ve bugüne kadar iktidarların tamamı kadın ve çocuk düşmanıydı. Ancak AKP/Saray diktatörlüğü bu düşmanlığı daha üst bir forma taşıdı. Cinsiyetçiliği politik ve ideolojik çıkarlarına uygun olarak güncellerken, yeni kavramlarla teorileştirdi ve buna uygun yeni kurumlar inşa etti. Tüm bunları yaparken de, kendisinin “kadınlar ordusu”nu inşa etmeyi de unutmadı.

AKP/Saray diktatörlüğünün, kadına yönelik düşmanlık konusunda diğer hükümetlerden ayırt edici çizgisi, kadın özgürlük mücadelesinin en temel talebi olan “eşitlik” kavramının karşısına çıkardığı “eşdeğerlik” ve “fıtrat” ile “rol model” olarak ortaya çıkardığı “makbul kadın” oldu. Kadınların tüm yaşam alanının çerçevesini de bu kavramlarla belirledi. “Eşdeğerlik” elbette Erdoğan iktidarının keşfettiği bir kavram değil. Neoliberal ideolojinin “eşitlik” kavramının karşısına alternatif olarak çıkardığı ve sınıf çelişkilerini gizlemeye yarayan bir kavram. AKP, bu kavramlarla, kadınların “doğuştan anne” oldukları, kadın ile erkek arasında bir eşitlik ilkesi kurulamayacağı, ancak bir tamamlayıcılık ilkesi kurulabileceğini tezini öne sürdü.  Böylece eşitsizlik ve cinsiyetçilik bir norm haline geldi. Kadınların ihtiyaçları artık bu “norma” göre belirlenirken, kurumları, mevzuatı bu norma göre oluşturuluyor, kuruluyor. 

“Eşdeğerlik” ve “tamamlayıcılığın” çalışma yaşamındaki karşılığı ise cinsiyetçi iş bölümünü daha da derinleştirecek tarzda, “çalışma yaşamının annelik görevi ile uyumlulaştırılması” oluyor. İktidar, kadının biyolojik evriminin doğal bir sonucu olan doğurganlığı, kadınların kendi varlığına karşı kullanıyor. Diktatör Erdoğan, “üç” ile başladığı çocuk sayısını en son 15’e çıkardı. Türk devleti daha önce de doğum kontrolü ve kürtaj hakkını, kadınların kendi bedenleri hakkında verdikleri karar kapsamında değil, nüfus planlanmasının bir gereği kapsamında bir politik mesele olarak ele aldı. Şimdi de durum aynı. AKP'nin adeta bir “kuluçka makinesi” gibi kadınları sürekli doğurmaya teşvik eden politikasının güncel anlamının yanı sıra ideolojik bir anlamı da var. Yeni toplum inşasında “güçlü aile”ye ihtiyaçları büyük. Bu ailenin kurucu unsuru da, elbette kadın, daha doğru bir ifadeyle anne ve eş. Bu nedenle, boşanmayı zorlaştırırken, evliliği kolaylaştırıyorlar. Müftülere evlendirme yetkisinin verilmesini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. 

AKP'nin kadınların ev içindeki görünmeyen emeğine dair yaptıkları da dikkat çekici. Vatandaşla “sosyal hak” yerine “muhtaçlık ilişkisi” kuran iktidar, kadının bakım emeğini ücretlendirilerek, devlet ile kadınlar arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye çalıştı. Yaşlı, hasta ve çocuk bakımı, kadınların üzerinde yük olmaya devam etti. Çalışma kadınlar bakımından biçim değiştiriyor. Geleneksel rollere hapsedilen kadınlar, kısmi zamanlı ya da esnek çalışmayı tercih etmek zorunda kalıyor. İş ile aile yaşamını uyumlulaştırma adına kadınların emeği, kısmi zamanlı, mevsimlik, geçici ya da ev eksenli esnek istihdam çarklarında öğütülüyor. Kadının görünmeyen bakım emeği üzerindeki erkek denetimi ile kadınların bedenleri üzerindeki erkek denetimi hep iç içe geçti. Cinsel ilişkinin erkek karşısında bedeni ve emeği nesneleşen bir kadın için bir “karılık görevi” haline gelmesinden şort giymenin, sokakta gülmenin “tahrik edici” bulunmasına kadar çeşitli şiddet biçimleriyle bu el koyma desteklendi. Erkek cinsinin “koca”, “patron” ve “devlet baba” olarak bu el koyma saldırısına itiraz eden kadın ise bu üçlü tarafından cezasız bırakılmadı, bırakılmıyor. Kadın katliamlarının düzeyi bu cezalandırmanın en somut örneğidir. Kadının itirazı bireyselden kolektif bir eyleme dönüştüğünde ise, bu kez “devlet baba”nın şiddeti kadınların karşısına polis, ordu, mahkeme, hapishane, işkence ve ölüm olarak dikilir. 

Tüm bunlar AKP/Saray diktatörlüğüne karşı mücadelenin de dinamiğini oluşturuyor. 7 Haziran’dan bu yana toplumsal mücadele dinamiklerine bakıldığında, kadın özgürlük mücadelesinin sokaktaki ısrarı ortada. Ancak bu kararlılığın yetmediği de görülüyor. Kadın özgürlük mücadelesi, örgütlenme ve kitleselleşme gibi sorunlarını çözme sorumluluğu ile karşı karşıya. Ancak bu sorunların üstesinden gelecek bir deneyim ve geleneğe de sahip olduğunu unutmayalım. 



496
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: