Kızıldeniz’de şapa oturmak

01 Mart 2018 Perşembe

UMUR HOZATLI

Bir niyeti, bir planı vardı, hem Batı’yla arasını iyi tutacaktı hem de Ortadoğu’nun, özellikle “Müslüman dünya”nın manevi lideri olacaktı. Bunun için kolları sıvayıp Batı’ya göz kırptı, “Benden öncekiler beceremedi ama ben yapacağım, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokacağım” dedi, bu yolda bazı demokratlık numaraları çekti, Avrupa’yı kandıracağını sandı ama Avrupa bunu yemedi. 

Ortağı Fethullah Gülen onu iyi destekliyordu, ama planını bilmiyordu.

Sonra Kürt meselesine yöneldi, orada bazı numaralar yaparsa Batı’yla bir yola girebileceğini düşündü, bunun için Kürt Özgürlük Hareketi’yle görüşmeler yaptı, masaya oturdu ama Kürtler onun samimi olmadığını çabuk gördü, sonra herkes gördü ve “iki yüzlü masa” devrildi. 

Sonra baktı olmuyor, kimseyi kandıramıyor, tüm hayasızlığını döktü ortaya; içeride AKP’li olmayanı, dışarıda Sünni ve Türk veya ırkdaş olmayanı düşman ilan edip rotayı güneye, “geri dünya”ya çevirdi.

Ortağı Gülen bu noktada niyetini anladı, dünyanın her yerinde 40 yıldır örgütlü olan ve “Sünni Müslüman dünyanın lideri” olarak ölmeyi planlayan kendisi için Erdoğan artık bir tehditti. 

Derken ortaklar savaşı başladı...   

Savaştan Erdoğan galip çıktı, hilede-hurdada daha başarılıydı ve Batı’ya, demokratlığa dair ne varsa pılını-pırtını toplayıp, üstelik hedefini de büyüterek halife olma hevesiyle dümeni gerici Arap Yarımadası’na kırdı.

Ama hesaplayamadığı bir şey vardı, gemi giderken Kızıldeniz’den geçecekti ve Kızıldeniz sürprizlerle doluydu.

Şöyle ki...

Şap taşı, mercana benzeyen beyazımsı-kristalize ve dallı-budaklı bir taştır, suyun altında genişleyerek-yükselerek büyür ve Kızıldeniz’in bir adı da “Şap Denizi”dir, zira şap taşı en çok Kızıldeniz’de bulunur. Deniz seyir ve deniz altı haritalarında Kızıldeniz’in normal ve seyre elverişli olduğu görülür ancak şap taşı beklenmedik zamanlarda denizin umulmadık yerlerinde gelişip büyür ve gemilerin “karaya oturma” kazasına neden olur.

Bu kaza, Kızıldeniz tarihinde en çok hacı ve hacı adaylarının başına gelmiştir. 

Eskiden hacı adayları gemilerle Kızıldeniz’den geçerek hacca gider ve aynı yoldan dönerlerdi, bu yüzden bindikleri gemiler çok defa şap taşına otururdu ve bu kaza o kadar çok olurdu ki hac dönemlerinde insanlar birbirlerine sorardı: “Gemiden haber var mı, şapa oturmuş mu?”  

Nitekim “şapa oturma” deyimi buradan çıkmıştır.

İşte Erdoğan şu anda tam olarak dallı-budaklı kocaman bir şapın üstünde, DAİŞ lideri Bağdadi’ye öykünerek halife olma hevesiyle dümeni kırıp “gelişmiş modern-medeni dünya”dan “gerici Arap dünyası”na doğru yol alırken Kızıldeniz’de şapa oturdu.

Hem de fena bir şap ve şimdi üstünde debelenip duruyor.

İşin kötüsü, şap öyle bir taş ki, kurtulmaya çalıştıkça dalları kırılıyor ve gemi daha da batıyor, yardım almadan kurtulması mümkün değil.  

Peki ama Erdoğan’ı bu şaptan kim kurtaracak?

Bir kaç gerici Arap ile ırkçıdan başka tüm dünyayı düşman ilan edip içeride de AKP’li-MHP’li olmayan herkesin gırtlağına çöktüğüne göre; umudunu, beslediği terör örgütleri, Sünni alemindeki zulümdaşları ve kendine biat ettirdiği sefil AKP’liler ile MHP’lilere bağlamış durumda.

Ama bu çok kötü bir çaresizlik, gerçekten; şapın üstünde debelendikçe asabileşen, asabileştikçe saldırgan bir şizofrene dönüşen nafile bir diktatör olarak böyle bir çaresizliği yaşaması çok kötü.

Zira zalimden ve sefilden -kimseye dost olmadığı gibi- zalime ve sefile de dost olmaz, ilk dar günde satarlar birbirini. Buna rağmen, çaresizlik öyle boyuttaki adam yine de onlardan medet umuyor ve kurtuluşu, zalimliği yaymakta bulacağını sanarak bunu kendi toplumunda temel eğitim haline getiriyor; şimdi evde, okulda, sokakta, her yerde, yaşamın kendisinde insanlara zalimliği, sapıklığı, sapkınlığı öğretiyor.  

Islah olması zor sapkın ve zalim bir toplum yaratıyor; ona oy verenleri, destekleyenleri getirdiği hale bakın.

Biz çocuklarımıza sayı saymayı kirpiklerini sayarak öğretiyoruz, onlar ölü sayarak.  

Biz çocuklarımıza yaşamayı kuşları severek öğretiyoruz, onlar ölümü severek.  

Biz dünyanın tüm çocuklarına “insanlığın geleceği” gözüyle bakıyoruz, onlar sapkın gözlerle.

Biz annemizin, kız kardeşimizin elini-ayağını sevgiyle öpüyoruz, onlar şehvetle.

Biz sevgilimizi, her saniye gözlerine bakabilmek için kalbimizin aynasında taşıyoruz, onlar namluların ucunda.

Nihayet; insanlık bu çağda bu kadar zulüm ve sapkınlık dehşetine daha fazla sessiz kalırsa, şapa oturur.



1046
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: