Demokratik Özerklik ve evrenselliği

22 Şubat 2018 Perşembe

DİLAR DİRİK

Rojava Devrimi ile birlikte dünyanın birçok yerinde Kürdistan dayanışma ağları gelişti veya güçlendi. Bunun sebebi sadece Kürdistan’daki faşizme karşı görkemli direnişten öte, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin dünyadaki özgürlükçü hareketlere sunduğu perspektif ve çözüm modelleridir de.

Özgürlük hasretini içlerinde hisseden ve bir şekilde alternatif arayışında olan birçok dost ve dayanışma çevresinin genelde böyle bir sorusu vardır: Kendi yerimizde Demokratik Özerklik modelini nasıl uygulayabiliriz? Savaşta, Kürdistan’da, koşulların alt üst olduğu yerlerde yeni sistemler inşa etmek bir yana, kapitalist modernitenin kalbinde alternatifler düşünebilmek bir yana. Temelinde böyle bir yaklaşıma sahip olan sol sosyalist, anarşist, feminist ve başka türlü özgürlükçü hareketler, Batı ülkelerinin aşırı devlet güçlerinden çekinerek daha çok yerel şehirlerde aktif olabiliyor.

Bu sorunun altında yatan düşünce biçimleri ve bakış açılarını incelersek, aslında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor. Kapitalizmin ideolojisi olan liberalizm ve onun yarattığı insan psikolojisi artık her türlü inisiyatif ve yaratıcılığa engel oluyor ve bundan kaynaklı da çözüm projeleri bile mücadele, direniş ve deneme ile ulaşılan hedeflerden ziyade hazır tepside sunulan kopyala-yapıştır tarzında modeller olarak ele alınıyor. Bireyin ve toplumun aşırı derecede inisiyatifi, eylemselliği ve yorum gücünün bu şekilde kısıtlanması aynı zamanda insanların ya üstten gelen, yani devletçi veya otoriter çözüm projelerini beklemesi ya da hazır tarif halinde sihirli formül beklemelerine sebep olmuştur. 

Aslında Demokratik Özerkliğin tanımında bile bu bellidir: Hiçbir yerin, hiçbir komün ve köyün, hatta sokağın bile koşulları, tarihi, sosyolojisi, coğrafyası, ekonomisi, vb. aynı değildir. Bu yüzden zaten her yerel birimin özerkliği şarttır. Çünkü en çok o birimde yaşayan insanlar kendi durumlarının farkındadır ve dolayısıyla çözüm perspektiflerini en iyi geliştirebilenler onlardır. Rojava Devrimi’ndeki kantonlar, şehirler, meclisler elbette aynı prensipleri izliyor ama yereldeki uygulamalar toplumsal dokuların her yerde farklı olduğundan dolayı farklı olabiliyor.

Bu yüzden de örneğin Londra gibi dev bir şehirin çözüm perspektifi elbette Kürdistan’daki koşullardan çok farklı olduğu için kendi sosyolojisine ve koşullarına göre belirlenmeli. Gittikçe sol kesimler reel sosyalizmdeki devlet iktidarına odaklanmaktan ziyade şehirlerinde direnmeye önem veriyor. Kiliseler, mülteci gruplar, kadın kurumları, gençlik merkezleri vb. çalışmalar, birebir kendi sokak ve mahallelerindeki durumları değiştirmeye çalışıyorlar. Bazı ülkelerde sosyal merkezler, aynı zamanda işçiler, işsizler göçmenler, mülteciler ve yoksullara yönelik birebir sosyal yardım, dayanışma, eğitim vb. olanaklar sunuyor. Avrupa gibi kapitalist modernitenin kalbinde yaşayan insanlar, devletin hayatlarının her boyutunu işgal etmiş olmasından kaynaklı kavramakta zorluk çekiyor. Herşeyden önce  direniş ve mücadelenin önemini insanlar fark etmeli. Bunun bilincinde olmayan bir toplum ve onun bireyleri elbette kavga ve eylemin anlamını da kavramakta zorluk çeker. Liberalizmin sunduğu yaşam tarzı çünkü modern insana bunu sunuyor: ses çıkarmazsan, rahat yaşarsın. 

O yüzden dostlarımız şunun da farkında: Ülkelerindeki sağcı popülist hareketlere karşı tekrardan örgütlenebilmek için ülkelerinin ve dünya sisteminin yarattığı faşist veya anti-demokratik yapıların arasındaki bağlantıların bilincinde olabilmek şart. Bu bilinci medyanın tekelini kırarak topluma sade ve anlamlı bir şekilde kavratmak gerekir. Ayni zamanda Avrupa gibi bir kıtanın muazzam direniş tarihini tekrardan ortaya çıkarıp, bu mirastan güç alıp onun ruhunda yola devam etmek gerekir. Ortaçağ’da çiftçilerin komünal ekonomileri için başkaldırılarından tutalım, Nazi faşizmine karşı öğrencilerin eylemlerine kadar, kapitalizm tarihi asla direniş tarihi kadar zengin ve anlamlı değildir.

Bu çerçevede dostlarımız liberal bireyselcilik ve moderniteye karşı direnmeye çalışıyor. Kürdistan devriminde de kendi mücadelelerini görebiliyorlar. 




922
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: