Suriye’de ittifaklar çatırdıyor müttefikler savaşın eşiğinde

15 Şubat 2018 Perşembe

NAZMİ GÜR

Pazar günü yapılan HDP’nin görkemli 3. Olağan kongresini yazmayı planlarken, Suriye’deki gelişmeler bu yazıyı öteledi. Şu kadarını söyleyelim, HDP’nin demokrasi, özgürlükler ve barış mücadelesinde tarihi bir çıkış yaptığı kongresi aynı zamanda halklarımız için de tek demokratik alternatif olduğunu kanıtlamıştır.

Beklendiği gibi, Suriye’de, İsrail ve İran ilk sıcak teması sağladılar. İsrail hava saldırısında bir uçağının düşürülmesi bölgesel bir savaş tehlikesini yeniden gündeme getirdi. Karşılıklı sert mesajlar ve tehditler, askeri alanda “hamlelere” dönüşünce bölgede savaş tehlikesi ve istikrarsızlık artmış durumda.

Suriye’de süren iç savaş yedinci yılını doldurdu. Bu savaşı, ne BM Cenevre Süreci ile, ne de Rusya, Türkiye ve İran üçlü garantör ülkeleri Astana Süreci ve ölü doğan Soçi Halklar Kongresi gibi girişimler önleyebildi. Çünkü gerçekte Suriye’de bu güçler çözümden çok kendi “çıkarlarına” odaklanmış durumdalar. Sonuçta, kaçınılmaz olarak, Suriye’de birlikte hareket eden ülkelerin “çıkarları” kesişmekte; zaman zaman ittifak ya da müttefiklik kurallarını hiçe sayarak, karşılıklı yapılan hamlelerle bir birini boşa çıkarmaya çalışıyorlar. Ve elbette bu durum, ittifakları çatırdatmakta, müttefikleri ise karşı karşıya getirerek yeni “çatışma” riskleri ortaya çıkartmaktadır. Her bölgesel aktör, bir taşla birkaç kuş vurmak istemekte ancak kimi zaman taşlar hedef şaşırarak, dost ya da müttefik olana isabet etmektedir. Bu arada olan Suriye’nin ezilen halklarına oluyor. Bölgede bulunan güçlerin onları düşünecek zamanı yok.

İsrail, İran geriliminin Suriye üzerinden bir savaşa dönüşmesi Ortadoğu’nun tümüne yayılma riski taşıyor. Şimdilik göreceli bir “ sessizlik” sağlansa da, taraflar savaş baltaları ile hazır bekliyor. Rusya, taraflara “itidal” çağrısı yaparken, ufukta bir çıkış yolu da önermemekte. Rusya, Suriye ve Lübnan’da olası bir İran, İsrail savaşını önlemede aciz kalabilir. Çünkü Rusya, adı geçen ülkelerle “iyi” ilişkiler geliştirmeye çalışırken, aynı zamanda, Ortadoğu’da “kalıcı” olmanın da yolunu arıyor. Efrîn de Türkiye ye yeşil ışık yakan Rusya, Suriye’de işlerin giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığını görüyor. ABD’nin SDG ile birlikte kontrol ettiği alanlara ilişkin “net” ve “kararlı“ tutumu, ABD’nin de, orta vadede, en azından Suriye’de bir çözüme varıncaya dek Suriye’de kalacağını ilan etmiş durumda. Çin’in de Suriye krizinde pozisyon aldığını ve denkleme dahil olduğunu da hesaba katarsak, bu çok bilinmeyenli denklemin çözümünün de bir o kadar zor olacağı anlaşılıyor.

Tek gerekçesi Suriye krizi olmazsa bile Türkiye-ABD ilişkileri son derece gergin. İki “müttefik” arasında ciddi gerilim ve fay hatları var. Bu fay hatlarından birini elbette Kürt meselesi oluşturuyor. İki müttefik arasındaki uyuşmazlık ve sorunlar her gün daha da kötüye gidiyor. Çok katmanlı Türkiye-ABD ilişkilerinin neredeyse sorun olmayan tek bir alan yok. Bu hafta içinde başta Efrîn olmak üzere Türkiye ile giderek artan gerilimi konuşmak üzere ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Ankara’ya geliyor. Ankara’nın bu ziyaret öncesi verdiği mesajlar gerilimin azaltılmasına yarayacak mesajlar değil. Ankara ABD ile olan gerilim konusunda yangına adeta körükle gidiyor.

Deneyimli eski Büyükelçi ve Milletvekili Faruk Loğoğlu Gazete Duvarda yayınlanan makalesinde bu durumu değerlendiriyor; “Çok sayıda sorunlar ağında bocalayan Türk-Amerikan ilişkileri yakın bir gelecekte düzelmeyecektir. Ancak daha kötüye gitmesini önlemek mümkündür” tespitini yaparken bir de öneri yapıyor: “ABD yetkilileriyle şimdi yapılacak görüşmelerde tarafların Suriye konusunda hiç olmazsa bir “modus vivendi” (geçici anlaşma) sağlamaları önemlidir. Böyle bir adım taraflara nefes aldıracak ve ileri dönük güven artırıcı bir etki yapacaktır. Türkiye ve ABD’nin dostluk ve müttefiklerini sürdürmesi, birbirlerine hasım olmalarından daha yararlıdır. Hem iki ülke hem Ortadoğu için.”

Washington’dan da aynı tonda sert açıklamalar geliyor. ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman ve eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Jake Sullivan ile birlikte kaleme aldığı makalelerinde “Türkiye kontrolden çıktı ve ABD’nin bunu söyleme zamanı geldi” saptamasını yaparken bir tehlikeye de dikkat çekiyorlar; “Türk ve Amerikan askerleri arasında doğrudan çatışma ihtimalinin kaygı verecek derecede yakınlaştığını” yazıyorlar.

Görüldüğü gibi, Washington’un müttefiki için duyduğu tek kaygı bu değil. Giderek derin bir “güvensizliğe” dönüşen gelişmeler müttefiklerin “sahada” çatışma riski ile sınırlı değil. Efrîn operasyonunun bölgede yaratacağı “istikrasızlaştırıcı” fonksiyonu, Minbic’e yönelik bir askeri hareketlenme işleri daha da kötüleştirecektir. Zaten yeterince kötü olan Türkiye-ABD ilişkilerini kopma noktasına getirecektir. 15 Temmuz darbe girişimi, Zarrab davası, tutuklu ABD vatandaşları ve konsolosluk çalışanlarının durumu diğer gerilim alanları. Yine Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında korumalarının yarattığı “diplomatik kriz” ABD kamuoyunda derin bir öfkeye neden olmuş durumda. Rusya’dan alınacak S-400 füze sistemi de diğer bir gerilim alanını oluşturuyor.Suriye’de çıkara dayalı, taktik ittifaklar çatırdarken, müttefikler de kaçınılmaz olarak karşı karşıya geliyor. Ortadoğu’da halkların yararına kurulan demokratik ittifaklar ve gelecekteki demokratik ortak yaşam için adım adım barış ve istikrarı inşa edecek olanlarınprojeleri yaşam bulacak.



2315
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: