Kadın tutsaklardan Efrîn halkına!..

fusun1@gmail.com | 15 Şubat 2018 Perşembe

FÜSUN ERDOĞAN

Büyük usta Nazım Hikmet “Mapusta Yatacak Olana Bazı Öğütler” şiirinde der ki; 

“İçeride bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin,

Kuyunun dibindeki taş gibi.

Fakat öbür tarafın

Dünyanın kalabalığına 

Öylesine karışmalı ki,

Sen ürpermelisin içerde,

Dışarıda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa...”

Sömürgeci faşist diktatörlüğün kaleleri zindanlarda devrimci tutsaklar devletin baskı ve zulmüne karşı aynen böyle, dışarıdaymış gibi yaşarlar. Hatta çoğu zaman dışarıdaki hayatı biz dışarıdakilerden çok daha büyük hassasiyetle takip edip, duyumsarlar. Bunun içindir ki, içeride 15-20 yılı hatta daha fazlasını devirmek zor gelmez onlara. Demirin ve betonun griliğine inat, sanki dün içeri düşmüş gibi yaşarlar. Ağız dolusu gülmeyi de, hiç ihtimal etmezler. Dışarıdaki her durum, her gelişme karşısında refleksleri güçlüdür. Onların bu duyarlılığına ses olmak ise, biz dışarıdakilerin görevlerinden biri olmalı. Bu nedenle bu hafta köşemi dün elime ulaşan Gebze Hapishanesi’ndeki kadın tutsakların Efrîn halkına yazdığı mektuba ayıracağım...

“Değerli Efrîn halkımıza;

Ortadoğu kültüründe bir halkın kendi rengini kendi kültürüyle kendini var ettiği gibi, halklar arasında demokratik ulusun zihniyet duygusunun yarattığı bir iç içelik olduğu biliniyor. Egemenler bu gerçekten korktukları içindir ki, bugün AKP ve MHP faşist iktidarı Efrîn’e, Suriye halkına ve Ortadoğu halklarının özgürlük ve demokrasi güçlerine saldırıyor.

Halklar olarak dayanışma duygusuyla birbirimize yaklaştığımız oranda hem düşünsel, hem de toplumsal olarak düşmana inat çoğalmayı biliyoruz. Bu duygular halkın-toplumun hem kendi içinde hem de kendi dışında olan halklarla ortak bir paydada buluşmamamızı sağlıyor.

Sizler yarattığınız demokratik sisteminizle dayanışma duygusuyla bir halkın rengini yok etmeden, kendi dışındaki inanların kültürüyle çoğalabilme bilincini oluşturdunuz ve bizlere de ilham kaynağı oldunuz. Emperyalistlerin en çok korktuğu da bu gerçektir.

Tarihte etnik soykırım yapan en büyük uygarlıklardan birisinin Asur imparatorluğu olduğu; bu dönemde Asurların öldürdükleri klanların kafataslarıyla kale ve surlar yaptıkları bilinmektedir. Ve aynı zamanda o dönem halkların bütün zalimlere ve zulümlerine karşı en büyük direnişleri göstermiştir.

Tıpkı bugün Efrîn’de yaşandığı gibi; bir yerde zalim ne kadar yoğunlaşırsa halklar daha büyük direnişle karşı koyarlar.      

Nasıl ki, İslamiyet döneminde Ebu Cahil tayfası Hz. Muhammet’in evinin önünde kuyu kazdırıp, Muhammet’in kuyuya düşmesini planlayıp, sonra da kendi kazdığı kuyuya kendisi düştüyse... Barışın karşıtı olan Sarayın Ebu Cahilleri de Efrîn için kazdıkları kuyuda boğulacaktır. 

Önderlik barış karşıtlarına boşuna “Ebu Cahil tayfası” demedi! Ebu Cahil tayfası değişim karşısında bir karşı direniş, bir komplo hareketidir. Ve bunlar yeni olan, yeniliğin rengi çıkarlarını ifade etmediğinde, yaşanılan sistemsel değişimlerin tarihsel ve toplumsal zorunluluğunu da anlayamazlar. Ebu Cahil’in anlamı cehaletin başı demektir. Bugün bu baş Erdoğan-AKP’dir.

Hz. İbrahim yanan ateşi söndürmek için, “Ben hakkın yanında bulunarak tarafımı belli ediyorum” sözüne uygun yaşamışsa, bugün sürecin yakıcılığını hissederek halkının ve kendi öğrencilerinin yanında, direniş cephesinde, mevzilerde yer alan öğretmenlerin duruşu da mücadele ve direniş bakımından önemli olduğu kadar anlamlı da... Onların bu duruşlarıyla yüreğimizde güzel bir iz bıraktıklarının bilinmesini istiyoruz. Ve yoldaşları olarak bu duruşlarını ayrıca selamlıyoruz.

Çocuklarını kaybeden, gidipte gelmeyen evlatlarını her gün mutlaka döneceği umuduyla bekleyen annelerin ya da onurlu bir yaşam ve barış için değerli parçalarını, kızlarını, oğullarını dağlarda yitiren, Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde çocukları olan ve acılı yüreklerine rağmen, ‘kan dökülmesin barış olsun’ diyen... Efrîn’de direnen anne ve babalarımızın direnişini selamlıyoruz. Gebze cezaevinde bulunan evlatları olarak her an yüreğimizin yanlarında olduğunu bilmelerini istiyoruz.

Bugün önderlik, Ada’nın yalnızlığına rağmen sürekli emperyalist sistemin bütün güçlerine karşı koymakta ve karanlık tanrılarıyla mücadele etmektedir. Ebu Cahil’ler akşam vakti karanlığının sis perdesi gibi üstümüze çökmek... Mavilikleri kaybederek dünyamızı karanlıklara boğdurmak istiyorlar. Nasıl ki, adanın içinde Güneşimiz denizi yararak çıkıyor ve mas mavi denizin ortasında sürekli bizler ve Ortadoğu halklarına ulaşmak için gökyüzüne ışık oluyorsa, bizlerde güneşimizden aldığımız direniş ruhuyla Ebu Cahil tayfası olan AKP-MHP ittifakına karşı sonuna kadar Arin Mirkanlarca, Avesta Xaburlar gibi fedaice direneceğiz!

Sur kahramanı Çiyager’in dediği gibi; “Ne olursa olsun sonu muhteşem olacaktır!”

Hüzün gölgesinin asla ulaşamadığı bakışlarınızdan öpüyoruz.

Selam ve sevgilerimizle...

Gebze Cezaevi’ndeki kadın yoldaşlarınız



858
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: