Bir diktatör bin yalan ya da heyulanın sonu

15 Şubat 2018 Perşembe

UMUR HOZATLI

Totaliter rejimlerde siyaset “yalan” demektir, Fransızlar bunu harika bir kelime oyunuyla anlatır.

Soru şu: Parlament (Meclis) denilince aklınıza ne gelir?

Cevap: Parle et ment. 

Yani “konuş ve yalan söyle”. Parle (konuş), ment (yalan söyle).  

Bu basit kelime oyunu gerçekten totaliter siyaseti çok iyi anlatıyor.

Bir de Türkiye gibi kırma -melez totaliter-diktatoryal bir devlet yapısında -güçler arası eşit mesafe ilkesine dayalı olması gereken- medya da olabildiğince devletçi, siyasetçi ve tüccar ise dahası tamamen siyaset ve ticaretin emrindeyse yalan tek geçerli güç oluyor ve koca bir ülke yalan ve tehditle yönetiliyor.

Şu an Türkiye tam olarak böyle. 

Seksen küsur milyonluk koca bir ülkeyi tamamen yalan ve tehditle yönetiyorlar.

Machiavelli’nin “Prens” kitabını güncelleyerek ama ceplerinden çıkarırcasına yapıyorlar bunu.  

“Prens”ipleri şu: Yalan söyle, sürekli yalan söyle, büyük yalanlar söyle, yalanları tekrarla, ısrarla tekrarla, aldırma, utanma, sıkılma, sürekli tekrarla; rakibini suçla, muhalefeti suçla, bağır, öfkelen, sağa-sola saldır ve hep yalan söyle.

Peki ya inanmayanlar olursa?

En değme Machiavelli’ste ve dahi Hitler’e rahmet okut: İnanmayanları suçla; “vatan” de, “millet” de, “bayrak” de, “şehit” de ve onları suçla, ihanetle suçla, işbirlikçilikle suçla, “düşman”a destek vermekle suçla ve “düşman” ilan et.

Ama ne yaparsan yap korkut; işsizlikle korkut, açlıkla korkut, polisle korkut, askerle korkut, gözaltıyla, işkenceyle, hapisle, ölümle korkut.

Yetmezse...

“Din”e sarıl, “Kur’an”a sarıl, “Allah”a sarıl ve onları dinsizlikle suçlayıp dinle korkut, Kur’an’la korkut, Allah’la korkut; yine yetmezse, yalanlarına inananlara ver “Allah-vatan-millet gazı”nı sal onların üstüne.

Ve bu “iç savaş” demek.

Ama ona daha var; iç savaş Erdoğan türü kırma bir diktatörün son kozudur, o aşamaya gelmeden önce -hala güçlü olduğunu göstermek veya gücünü korumak için- başka ülkelerin topraklarına işgal girişimleri yapması gerek. 

Mesela Kobanê’ye DAİŞ çeteleriyle saldırdı, Efrîn’e ÖSO çeteleriyle saldırıyor ve sırada Güney Kıbrıs var, Kıbrıs Rum Kesimi’ne SADAT çeteleriyle saldırmayı düşünüyor.

Neden?

Çünkü ayakta durmakta zorlanıyor, fena bir hezeyan ve heyula içinde. Siyaset ve darbe yalanları yetmiyor artık, seçimlerde oy kaybına uğrayacağını görüyor, anketler yaptırıyor görüyor. Bu yüzden iki yolu kaldı: Ya gücünü dış işgal girişimleriyle koruyacak ya da iç savaşla. Ama iki yol da felaketi olacak. Zira hiç bir diktatör başlattığı dış işgal girişimi veya iç savaşın sonunda ayakta kalamamıştır, bitmiştir.

Kaldı ki işgal girişimleri ona olumlu bir nihayet sağlamıyor; Kobanê’de başarısız oldu, Efrîn’de başarısız oluyor, Kandil’i düşünüyordu kurtdaşıyla birlikte geçen sene ama yemedi, Güney Kıbrıs ise tamamen bir heyula, yeltenemez bile.

Ne yazık ki geriye en korkunç şey kalıyor; iç savaş.

Ama bir ihtimal daha var; “yalandan kimse ölmez” derler, bir halk deyimidir bu fakat bir ilk yaşanabilir, bu faşist diktatör yalandan ölebilir.

Zira bu kadar dehşet bir yalan sarmalıyla kimse uzun yaşayamaz, tıpkı bukalemun gibi, ne kadar yalancı yaşasa da ömrü beş yıldır ve çoğunlukla ecel görmez.



1542
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: