Ezilenlerin iradesi

15 Şubat 2018 Perşembe

ARZU DEMİR

Rojava Devrimi, Ortadoğu'nun dinsel, mezhepsel ve ulusal zenginliklerini kullanarak halkları birbirine düşüren emperyalistler ile işbirlikçilerinin değil, ezilenlerin de artık bir iradesi olduğunun ilanıydı. Çok açık ki, 19 Temmuz 2012 tarihinden bu yana Ortadoğu’da siyaseti egemenler kendi çıkarlarına göre belirleyemiyorlar. İstedikleri her politikalarını tıkır tıkır hayata geçiremiyorlar. Emperyalistler ve işbirlikçileri, her şeye kadir olmadığı gibi güçleri de kadir-i mutlak değil. Kobanê savunması, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın desteklediği dünyanın en vahşi örgütü DAİŞ'e karşı ezilenlerin iradesinin galip gelmesiydi. Kobanê savunmasından önce de yine aynı devletler tarafından desteklenen cihatçı El Nusra çetelerinin Serêkaniye'de yenilgiye uğratılması aynı anlamı taşıyordu. 
Şimdi de ezilenlerin iradesi ile Saray'ın iradesi Efrîn'de savaşıyor. Efrîn’de Kuzey Suriye halklarının Türk sömürgeciliğinin saldırılarına karşı direnişi birinci ayına yaklaşmak üzere. Türk savaş uçaklarının hava saldırıları nedeniyle yüzlerce sivil hayatını kaybetti, yüzlercesi de yaralandı. Başka bir ifadeyle AKP Saray diktatörlüğü insanlığa karşı suçları işliyor. Ancak, Efrîn'i işgal planları da kursaklarında kalmadı mı? Planladıkları gibi Efrîn’de yaşayan halklar topraklarını terk ederek Türkiye’ye mi sığındı? Saldırıların ilk başladığı anda Rojava halkları ile devrimin savunmasını üstlenen savaşçılar, "Türk devleti kaybedeceği bir savaşa girdi" dememiş miydi? Ne oldu? Çok açık ki, Rojava halklarının, ezilenlerin iradesi işgalcilerin iradesine galip geldi. Çünkü siyaseti, hayatı belirleyen güçlerden biri de ezilenlerin iradesi. Efrîn'in geleceğini ne Türk ordusunun askeri ve teknik üstünlüğü ne de emperyalistler arası çelişkiler ya da anlaşmalar belirliyor. Halkların direnişi, halkların iradesi en temel belirleyici güç.
Geçtiğimiz hafta sonu Ankara'da toplanan HDP kongresi de ezilenlerin iradesinin Saray'ın tüm tehditleri karşısında galip geldiği anlamını taşımıyor muydu? 4 Kasım 2016 tarihinde dönemin HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekillerinin evlerinden alınarak tutuklanmasının ardından binlerce HDP'li gözaltına alındı, tutuklandı. HDP binaları Saray’ın tetikçilerinin sürekli saldırılarına maruz kaldı. HDP’nin tüm eylem ve etkinlikleri ya yasaklandı ya da polis ablukası altında gerçekleştirildi. Saray, başına gelen her müsebbibin sorumlusu olarak HDP’yi gördü, her durumda HDP’ye saldırdı. 
En son Efrîn’i işgal girişimine karşı çıkanlara yönelik başlatılan siyasi soykırım operasyonları HDP kongresinin bir gün öncesine kadar sürdü. Kongre delegeleri ile bileşen partilerin eşbaşkanları gözaltına alındı. Bazıları hala gözaltında tutuluyor. Eşbaşkanların evlerini basan polisin, "Çok büyük bir operasyon başlattık. PKK/KCK'ye bağlarız" demesi de hayli ilginçti. HDP Eşbaşkanı Serpil Kemalbay da 11 Şubat’taki kongrede görevini devrettikten iki gün sonra gözaltına alındı. 
Özellikle kongrenin yapılmasının engellenmesi amacını taşıyan bu cadı avının sonucu ne oldu? Ezilenler HDP kongresine gitmedi mi? HDP yöneticileri boş salona mı konuştu? Ne oldu? Hayır. 30 bini aşkın kişi Saray diktatörlüğünün önlerine çıkarttığı tüm engelleri aşarak Ankara'ya ulaştı; üstelik büyük bir coşku ve heyecanla. Tüm yolculukları boyunca otobüslerin içinden yayınlanan video görüntülerde de en küçük bir moral bozukluğu yoktu. Sosyalist yazar Ziya Ulusoy, 10 Şubat'ta ETHA'da yayınlanan yazısında HDP kongresi için "Faşizme meydan okuma kongresi" demişti. Kongre, kitleselliği, coşkusu ve katılanların verdiği mesajla tam da Ulusoy'un dediği gibi oldu. Ezilenler, Saray faşizmine biat etmedikleri gibi, meydan okudu. 7 Haziran'da sandıktan çıkan da ezilenlerin iradesiydi ve bu irade HDP'yi bir çözüm umudu olarak gördüğünü göstermişti.
7 Haziran seçimlerinden bu yana AKP/Saray iktidarının, sömürgeciliği ve faşizmi kurumsallaştırmak için halklara karşı işlediği suçları hatırlayın. Resmi ya da gayri resmi silahlı/silahsız güçleri her gün devrede değil mi? Havuz medyası her saniye bir yalan üretmiyor mu? Ancak ne oluyor? Kurdukları hegemonya o kadar kırılgan ki, bir taşa, bir söze dayanamıyor. Çünkü artık ezilenlerin de bir iradesi var. 
Saray faşizmi karşısında geriye çekilenler, başını deve kuşu gibi kuma gömenler oldu. Ancak Saray'ın faşizmi ve sömürgeciliği tanzim etmek için girdiği her savaş yenilgi ile sonuçlandı. Bu gerçeği unutmayalım, sık sık hatırlayalım; bir de Ahmed Arif'in “Karanfil Sokağı” şiirini. Ne diyordu Ahmed Arif? 
Karanfil Sokağı'nda bir camlı bahçe/ Camlı bahçe içre bir çini saksı/ Bir dal süzülür mavide/ Al-al bir yangın şarkısı, / Bakmayın saksıda boy verdiğine/ Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.”



621
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: