Efrîn notları...

14 Şubat 2018 Çarşamba

BAKİ GÜL

Güney Kürdistan dağlarından Rojava’ya doğru yol alıyoruz. Yönümüz Efrîn. Türk devletinin işgal hareketinin başladığı günden itibaren, “her yer Efrîn her yer direniş” sözü Kürdistan dağlarında da yankı bulmuştu. Gerillaların Efrîn için yorumlarını dinledikçe, Türk devletinin nasıl bir yanlışlık içine girdiğini daha iyi anladım. Efrîn, Kürdistani olduğu kadar evrensel bir direniş özelliği de kazanmıştı. Gerillalar, savaşın gidişatından, Efrîn’deki savaşçıların ve halkın direnişinden “bu direniş şimdiden kazanmıştır” belirlemesi şeklinde cümleye dönüşüyor.

Gerilla alanlarından ayrılıp, Rojava’ya giriş yaptığımda güneş kendini gizlemeye başlamış, günün kızıllığı Rojava devriminin rengini almıştı. Beni karşılayan genç YPG’li iki savaşçı Rojava kentlerini, kasabalarını anlatıyor. Nerede hangi hamle yapıldığını; DAİŞ’in, El Nusra’nın ve diğer çete örgütlerinin nasıl yenildiğini heyecanlı sözlerle anlatıyor. Bir YPG kontrol noktasında duruyoruz. Açlığımızı bir tas sıcak mercimek çorbası ve bir parça kuru soğanla gideriyoruz. YPG’nin kontrol noktasındaki heyecanlı kalabalık dikkatimi çekiyor. Soruyorum. Kürdistan’ın dört parçasından genç, yaşlı kadın ve erkekler Efrîn’deki direnişe katılmak için gelmişler. Hemen cepheye gitmek istiyorlar. Ve o noktadan ayrılıyoruz. Gece yarısı Hasekê’ye giriyoruz. Hasekê’de Efrîn üzerine YPG’liler ile sohbet ediyoruz. Cepheden iyi haberler geliyor. Kıyasıya bir savaş var.

Sabah Qamişlo’ya geçiyoruz. Karşımızda Nusaybin. Kürdistan’ı parçalayan beton blok duvarlar, tel örgüler ve Nusaybin direnişinin duygusu ile gözüm Qamişlo sokaklarındaki Sakine, Fidan ve Leyla’nın resimlerine ilişiyor. Ve onlarca belki de yüzlerce YPG ve YPJ’li savaşçının portresi... Qamişlo sokaklarındaki koşuşturma ve insanların bir devrimin içindeki ruh hallerini okumaya ve anlamaya çalışıyorum. Kafamda yüzlerce soru. Gazeteci arkadaşlarımla buluşuyoruz. Sohbetin konusu tabii ki Efrîn’deki direniş. Qamişlo’dan Kobanê’ye geçiyorum. Kobanê direnişinin izleri, direnişte yaşamını yitiren savaşçıların şehitliği... Kobanê’de Arîn Mîrkan ile başlayan Avesta Xabur ile Efrîn’de devam eden direniş geleneği...

Kobanê’den Minbic’e… Fırat suyunun iki yakası arasında “akan ırmağın kan” rengi taşıdığını anımsar gibi oldum. Halep’e giriyoruz. Genç gazeteci arkadaşım Dilgeş Amed ile Halep’in yıkıntıları arasından geçiyoruz. Ortadoğu’nun en güzel kentlerinden olan, kültür, ticaret ve lezzetleri ile belleklerde yer tutan Halep’i bir akşam üzeri geçiyoruz.

Efrîn’e girmek için YPG noktasında bekliyoruz. Bizi, Efrîn’e uğurlayan YPG’nin Türkmen komutanı, “Efrîn’e gündüz girsen, o güzelliği gün ışığında görsen” diyor. Bir an önce Efrîn’e gitmek istiyoruz. Ve yola çıkıyoruz. Karanlıkta yol alıyoruz. Efrîn’e girerken zeytin ağaçlarının karartısı, küçük köyler, beyaz kireç taşından yapılmış evler. İçimden “keşke gündüz görebilseydim” buraları diyorum. Ama Efrîn’e yaklaşıyoruz. Kent karanlık. Savaş uçaklarının gürültüsü, çevredeki topçu atışlarının sesleri kentten duyuluyor. Heyecanla Efrîn içinde kısa bir yolculuk. İnip gece açık olan dükkana giriyorum. İhtiyaçlarımızı alıp bize gösterilen yere gidiyoruz. Kent vakur ve sakin. Direnişin karakterinin bu olduğunu kenti gündüz gördüğümde anlıyorum. 

Efrîn’in üç tarafından tanklar, toplar, binlerce asker ve çetenin işgal saldırısı altında. Direniş ise dört tarafta. Kenttekiler cephedeki direnişçilerle aynı ruh halini taşıyor. İnsanlar Erdoğan’a Türk devletine öyle bir öfkeli ki!.. O öfkeyi bir Efrînli şu sözlerle anlatıyor: “Erdoğan bilsin ki şehid düşen her bir çocuğumuzun yerine 10 gidecektir, her yıkılan evimizin yerine 100 yeni ev yapacağız, her kırılan bir zeytin ağacının yerine 500 yeni ağaç dikeceğiz. Hepimiz bir birimize yardım edeceğiz ve Efrîn’in yıkılmasına izin vermiyeceğiz ve buraya giremeyecek.”

Direniş 4. haftasına girerken, Efrîn’in etrafındaki tepelerde zeytinliklerin güzelim görünümü, Efrîn sokaklarında evlerin bahçelerinde limon ve portakal ağaçlarının renkleri gözüme ilişiyor. Ve limon ağaçlarının renklerine dalan genç YPG’li savaşçının o an ki duygularını öğrenmek için bakınıp duruyorum. Direnişçilerin, cephede yaralanma anlarını anlatırken ki gülümsemeleri ve yaraları sarılır sarılmaz yeniden cepheye gitme heyecanlarına tanık oluyorum...



3410
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: