Sen daha iyi yenilesin diye…

guleryildiz@gmail.com | 14 Şubat 2018 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

Ölüyor çocuklar, kadınlar yaşlılar… Hayatlarındaki yoksulluğun ağır aksak bir düzeni vardı; sen istiyorsun diye kırılıyor dallar, bulutlanıyor hava, hep kan yağıyor sonra…

Kocaman bir yalanla uzuyor ömrün, kısalıyor aslında; kan kusan bir canavara benziyorsun gittikçe; gözlerin kanlı bakıyor, kan tükürüyor sözlerin ve ellerin, ellerin her daim kanda! 

Sen, kaniball…

“Hep denedin hep yenildin”! Ama sen inatçı pehlivan, ‘sırtım yere gelse de döner gene yenilirim’ edasında koşuyorsun bekleyen sona...

Koş, daha da hızlan... Canını yakıp, dallarını kırdıklarının ömür törpüsüyle çizdiği çizgidir senin bitiş noktan!

Koş, zulümlerin padişahı, koş! “Her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı" dostlarınla birlikte, eğri ve komik adımlarınla koş menzile! Ki o menzil yenilgindir senin…

Sen konuştukça herkes pür dikkat kulak kabartıyor sözlerine. 

Ellerine bakıyor herkes, kararsız ve güvensiz ve korkakça ileriye doğru uzattığın ellerine… Yoksulun gözüne gözüne dürttüğün her daim… Ellerine bakıyor herkes, durmaksızın ceplerine daldırdığın ellerine… Bir güvenli yer bulup da koyamadığın, o elleri bir onura sarıp da koruyamadığın, başıboş bıraktığın ve bir çift katile dönen ellerine… 

Seni ayakların kadar ellerin de taşıyacak bitiş çizgisine.

Nicedir derdi göbeğine saplanmış bir ülkenin oğulları inşaatlarda, kızları ise erkeklerin bağnaz kılıçlarıyla sokak ortasında öldürülmekte…

Çocukları ya el kadarken tecavüze uğruyor, ya ilk okul çağlarında din adına bedenleri yıpratılıyor. Yoksul ve çaresiz halkın yediği ekmekten patatese, içtiği sudan soluduğu havaya dek hepsi ve herşey ordan burdan ithal ve hep zehir, hep ilaç… Ne niyet ama! Çabucak ölmelerini istediğin yoksullar, aşlarına katılan zehir için dahi bankalardan kredi çekmekte! Ortaçağ kafasında sen, üçüncü dünya kadersiziyse onlar…

‘Çağların bileşimi’ diyorsun mutlulukla, varlığınla kutsadığın sahte saltanatına! Unutma ki öfkenin iktidar olduğu çağları da anlatır meseller… 

Bir kıyım başlatmışsın, adına “kurtuluş savaşı” dediğin… Ailen ve çevrenin kurtuluş savaşı için hazır mısın peki? Pek yakında başlayacak bu oyun ve sahneye çıktığınızda doğaçlamaya izin vermeyecek hiç kimse; zehir akıttığın dilinden dökülenlere tok gelecek izleyici. Evrensel kıyımının kurbanları en ön sırada olacak, bir arkasında kararnamelerle tükettiğin bir kuşak, din adına paspas ettiğin gelecek oturacak…

Onlar sabrın neye benzediğini bilirler. Aynı sabrın içinde kuşaklar boyudur eskiyip, yenilenirler…

Patates gibidir sabır. Çamuru kabuktan, kabuğu içten ayıkladığında ortaya çıkan çağ kapatıp çağ açan bir varlık halidir, bilir yoksullar…

Kim demişti sahi, “kendi kendinin yargıcı olmalıdır insan, başkalarını yakmakta kullanılan odun değil” diye?

Ne önemi var, yalana ve onursuzluğa bulaşmış dilinle başbaşasın işte ve karşında hiç de çatık olmayan kaşlarıyla seni son kez dinlemeye gelmiş kıyametin var! Bir zaman seni çılgınca alkışlamış, meydanları, ceplerine tıkıştırdığın bir ekmek, bir otobüs bileti ve çocuğa iş umudu ile doldurmuşlar da olacak karşında; umduğun gibi balkonlarda ve en arka sıralarda. Onları layık gördüğün konumda…

Onlar kendilerinden beklenen tepsi surat tepkisizliği ile yine de orada olup, kendini nasıl ipe çektiğini izleyecekler...

Alkış yok, balkonlardan atılan salya sümük sloganlar yok! Gazla yürüyen bir halk yok… Kararnamelerle pompaladığın “iyi yönetim” buraya kadar…

Kimin haklı kimin haksız olduğunun mahkemesi kuruluyor sokaklarda… Yargıçlar cüzdanından değil, herkesin vicdanından geliyor. Savcı yok, satılmış bir kenar süsü gibi duran. O tepkisiz var olma halleri ile hepsi birer soru fişi olarak yazılıyor kader tahtana. Tek tek okuyacak, yanıtlayacak, sesinin sesini duyacaksın…

Demircinin çekici altındaki kırmızı çubuk gibi şimdi herkes. Ve sen o kirlenmiş ellerini uzatıp dokunacaksın onlara tek tek… Onlar dövüle dövüle şekil aldılar evet, olgunlaştılar bu kadar zulümden sonra…

Yeteri kadar eziyet ettiler birbirlerine, katlettiler genç oğulları ve kızları, arkana sığınıp öldürdüler hayata dair ne varsa… Demircileriydin, vura vura benzettin kendi şekilsizliğine…

Zaman denilen meret senden âlâ demirci. 

Örsü daha güçlü, ateşi daha harlı…

16 yılda yaptığın ucubeyi, o birkaç günde benzetir insana..

Sen daha iyi yenilesin diye, hayat nefesini tutmuş, bir süre sonra gelecek olan o anı beklemekte…

Hazır mısın şerbetinin altını kapamaya?



750
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: