İnadına barış inadına yaşam

g.yoleri@gmail.com | 02 Şubat 2018 Cuma

GÜLSEREN YOLERİ

Savaşa karşı barışı, yaşamı savundu diye Türk Tabipler Birliği'ne (TTB) yönelik başlatılan operasyon, yöneticilerinin evleri, işyerleri basılarak gözaltına alınmaları, iktidarın hak ve özgürlüklere yaklaşımında level atladığını gösteriyor. Herhangi bir suçla ilişkilendirme zahmetine bile girmeden en büyük hekim örgütüne yapılan bu muamele, OHAL'le beraber ayyuka çıkan hukuksuzluğun, hukukun tamamen bertaraf edildiği bir aşamaya vardığının ispatı. 

TTB'nin en temel hak olan yaşam hakkını savunduğu, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde barışın bir hak olarak tarif edildiği ve savaş propagandasının suç sayıldığı, gözaltı kararının hukuki gerekçeden yoksun olduğu ve benzeri pek çok hatırlatma ve itiraz yapılabilir bu olanlara karşı, ancak TTB yöneticilerine yapılan muamele bu hatırlatmaların polisin ve yargının yaklaşımına bir etkide bulunamayacağını gösteriyor. 

Hak ve özgürlüklerle ilişkili hangi nedenden söz ederseniz edin tek ölçü var artık; iktidarın yaklaşımı. Durum bu kadar net. Hukuk çoktan anlamını yitirmiş durumda. O kadar ki iktidara ayak bağı olarak bile bir değeri kalmamış. 

Bu durum yeni değil ama her geçen gün gözümüze sokan yeni örneklerle karşılaşıyoruz. Geçen çarşamba Uluslararası Af Örgütü Türkiye temsilcisi Taner Kılıç'ın tutuklu olarak yargılandığı "Büyükada davası"nın duruşması vardı. Mahkeme heyeti Taner hakkında tahliye kararı verdi. Buraya kadar olanları açıklamak için "geç gelen adalet" denilmesi yetebilirdi ama sonrası var. Sonrasında mahkemenin tahliye kararına İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı itiraz etti. Üst mahkeme itirazın kabulü yönünde karar verdi ve şu saatlerde asıl mahkemesi üst mahkemenin kararına uydu ve dün verdiği tahliye kararını kaldırarak "tutukluluğunun devamına..." dedi. 

Taneri tahliye eden ve yeniden tutuklayan aynı mahkeme, ortada davaya etki edecek yeni bir iddia, yeni bir delil yeni bir hukuki değerlendirme yok ama belli ki emir büyük yerden. Kaldı ki bu da yeni değil. Mahkemelerin verdikleri tahliye kararlarına aynı hukuksuz müdahaleleri HDP milletvekilleri şahsında daha önce ve birden çok kere tecrübe etmiştik. 

Bu süreç birkaç noktaya yeniden yeniden kafa yormayı gerektiriyor.

İlki; bu hukuksuzluk HDP'li vekillerin başına geldiğinde yeterince tepki gösterebilseydik Taner'i kurtarabilir miydik? 

İkincisi; TBB'ye yönelik bu saldırıya karşı duramazsak -ki giderek büyüyen bir sahiplenme var-; düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, barış hakkı ve hatta yaşam hakkından söz etmek bile imkansızlaşacak.

Vardığımız yer de, gidişat da vahim, karanlık. Tam bir sinir harbi içindeyiz. İktidar bizi umutsuz bırakmak için darbe üstüne darbe indiriyor ama nafile. Çünkü bu sevimsiz karanlığa inat sendeleyince kolumuzdan tutan, düşünce kaldıran güzellikler var hayatımızda. 

Gözaltında bulunan TTB yöneticilerinden Prof.Dr. Taner Gören'in hastanedeki odasının kapısına bırakılan çiçekler mesela. Taner Hocayı odasından ellerine kelepçe takarak çıkaranlarda utanma duygusu olsaydı keşke, ama ne gam, çalışma arkadaşlarının sevgisi ve dayanışmasını gösteren ve giderek artan o demet demet çiçekler kapıdayken. 

Ve İstanbul Adliyesinde devam eden "Adalet Nöbeti"nin bu hafta kapanışında TTB'ye karşı gerçekleştirilen operasyona gerekçe gösterilen metin hep bir ağızdan tane tane okundu. Üstüne basa basa "savaşa hayır, barış hemen şimdi" dedi adalet nöbetçisi avukatlar. Yani; bu direnç, sevgi ve dayanışmanın gücü varken feriştahı gelsin! 



522
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: