Erdoğan diktasının sonu

suatbozkus@gmail.com | 13 Ocak 2018 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

Türkiye’de devletin inkar, imha ve ezme, kökünü kazıma politikasını uygulamakla yükümlü olan hükümetlerin uygulamaları da hiç değişmiyor. Hepsi de daha büyük katliamlar, suikastlar yaparak iktidarlarını sürdürmeye çalışıyor. Halkı sürekli olarak iç ve dış düşmanlar umacısıyla kışkırtıp her türlü hukuksuzluğu, zulmü olağan hale getiriyorlar. Sonuçta bozguna uğrayınca kendileri de gereksiz sayılıp yerlerine daha katliamcı olacağı sanılan başkaları geliyor, getiriliyor.

Halk, “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” ahlakına alıştırıldığı gibi, “Çalıyorlar ama iç ve dış düşmanları da ezecekler” diyerek açlığa, yoksulluğa ve her türlü zulme boyun eğmeye alıştırılıyor.

1993 yılında ilan edilen ilk ateşkesten sonra, ilk defa siyasi çözüm için bir umut doğmuştu. Ama Türk devletinin buna cevabı çok sert ve acımasız oldu.

93 konsepti denen saldırı ve imha dönemi başladı. Özal ve bir çok aydın, siyasetçi katledildi. DEP’li milletvekili Mehmet Sincar’ın katledilmesiyle Kürtleri siyasetten tasfiye kampanyası başladı. Zamanın Genelkurmay Başkanı “PKK düşmandır, PKK’yi düşman olarak görmeyen de düşmandır” diyerek kirli imha savaşı dönemini özetlemişti. ’93 konsepti’ denen bu dönem binlerce köyün yakılıp yıkıldığı, milyonlarca insanın göçertildiği ve on binlerce insanın “kaybedildiği” bir vahşet dönemi oldu.

Zafer kazandığını zanneden Çiller-Ağar çetesi, Çatlı-Kırcı gibi tetikçilerini Öcalan’a yönelik suikast için Şam’a gönderiyordu. Çiller Şam’dan gelecek suikast haberini beklerken medyaya “Yakında size çok güzel bir haber vereceğim” diyordu. Ama sevinci kursağında kaldı, suikastçıların eli ayağına dolaştı. Kendilerini zor kurtardılar.

Aradan yirmi sene geçti ama çete zihniyeti hiç değişmemiş.

Erdoğan-Bahçeli çetesi olanlardan hiç ders almamış. Hatta yıkılma korkusundan daha da saldırganlaşmış ve kudurganlaşmış durumdalar.

PKK tarafından yakalanan MİT elemanlarının ifadeleri birçok gerçeği de ortaya çıkardı.

Çiller gibi suikastlarla PKK’yi bitirebileceğini zanneden Erdoğan-Bahçeli çetesi her türlü kanlı teşebbüsün içindeyken suçüstü yakalanmıştır.

Paris’te hunharca ve alçakça katledilen Sakine-Fidan ve Leyla yoldaşların tetikçisi ölmüş olsa da emri verenin Erdoğan olduğu açığa çıkmış bulunuyor.

Bunun üstüne Erdoğan tarafından Avrupa’ya ve Güney Kürdistan’a yollanan tetikçiler de deşifre oldu.

Erdoğan-Bahçeli çetesi Kürt korkusuyla deli dana gibi böğürerek saldırıyor. Hapse atmakla yetinmiyor. Orada da boyun eğdirmek için her türlü zulmü yapıyor. Sürgüne göndermekle yetinmiyor. Orada da imha etmeye çalışıyor.

Devrimcileri katletmekle yetinmiyor, onların mezarlarına da saldırıyor. Birçok mezarlık ya tümden tahrip edildi ya da bazı cenazeler kaçırıldı. Devrimcilerin mezarlarını bile görmek istemiyorlar. Çünkü hapisteki, sürgündeki ya da mezardaki her devrimci onların suçlarının somut delilidir. Bu nedenle suç delillerini yok etmeye çalışıyorlar.

Reza Zerrab ile olan işbirliğinden ötürü daha önce tutuklanıp özel yasa ile serbest bırakılan dört bakandan birisi olan Zafer Çağlayan “Ne yaptıysak O’nun emriyle yaptık, her şeyi biliyordu, O da yargılansın” diyerek Erdoğan’ı işaret etmişti. Reza Zerrab davasında da bu gerçek bir kez daha doğrulandı.

Hırsızların elebaşları da, tetikçilerin elebaşları da hep Erdoğan’ı işaret ediyor. Süleyman Soylu denen Erdoğan’ın tetikçisi de yurtdışından gelecek katliam haberlerini beklerken “Nisan’dan sonra PKK’yi kimse hatırlamayacak” diyordu. Ama gönderdiği tetikçi elebaşlarının çoğu yakayı ele verdi ve suçlarını itiraf ettiler. Kendilerine emir verenleri de açıkladılar. Onlar da Erdoğan’ı işaret ediyor.

Türkiye ya Erdoğan’ın başgardiyan olduğu bir zindana dönüşecek ya da tüm ezilenler bu dikta heveslerine direnerek, diktayı yıkarak özgürlük yolunu açacaktır.

Bu mücadelede bütün ezilenlerin birliği ve direnişi belirleyici olacaktır.

Bıçak kemiğe dayanmıştır, artık orta yol görünmüyor.



1175
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: