Onur ayaklanan İran halklarının

06 Ocak 2018 Cumartesi

ZİYA ULUSOY

İran halkları birkez daha ayakta. 28 Aralık’ta Meşhed’de başlayan gösteriler, Tahran, Gîlan, Tebriz, Ûrmiye, Sine, Kirmaşan, Îlam, Loristan, Hurmuzgan, İsfahan dahil İran kentlerinin büyük çoğunluğunu kapsadı.

Molla rejimi, gösterilere karşı Besic’leri kullanarak kan döktü. Ölen 23 kişiden, rejimin yetkililerine göre 6’sı, halkın söylediğine göre 1’i polis, diğerleri ise gösterilere katılan halktan insanlar. 

Aralarındaki iktidar dalaşına rağmen Ruhani ve Hamaney, Pasdaran’ı harekete geçirme ve idam tehdidinde birleştiler. Pasdaran’ı 4 Ocak’ta 3 kentte sokağa indirdiler. İslami rejim yanlısı kitleyi ise daha önce sokağa saldılar. 

İslami rejimin iki kanadı, ABD, siyonizm ve Suudi hanedanlığının kışkırttığı yalanıyla da halkı engelleyemedi. 

Rejim gösterilerin son bulduğunu yüksek sesle duyurdu fakat söylenenden farklı olarak İran ezilenleri eylemlerini sürdürüyordu. 

Devasa militarist aygıt Pasdaranlar’ın sahaya sürülmesi silahsız halkın geri çekilmesine yol açabilir. Fakat İran ezilenlerinin kendi gücünü görerek ve kitlesel seferberlik sağlayarak kazandığı özgüveni ve isyan deneyi/geleneğini asla yok edemez. İran ezilenleri fırsatını bulduğunda yeniden ve daha güçlüce başkaldırır.

İran halkları yoksulluğa ve işsizliğe karşı talepler ile özgürlük için harekete geçti.

Mücadelenin temel karekterinin kendiliğinden olması katılımın genişlemesine yolaçtı. Ama aynı zamanda örgütsüz olduğu gerçeğini gösteriyor. Bu, rejimin devasa militarist, polisiye, paramiliter örgütleri karşısında başkaldırının zayıf yanı. 

İktidar dalaşındaki kliklerin kışkırtma olasılığı başlangıca vesile olabilir. Harekete Şah yanlıları katılmış olabilir. Banker iflasları/vurgunu nedeniyle küçük burjuva tasarruf sahipleri ilk kıvılcımı çakmış olabilir. Bunları ileri sürerek hareketi küçümsemek, veya sözüm ona “ılımlı” Ruhani’ye karşı daha baskıcı kliklerin karlı çıkacağını söylemek hak ve özgürlüklerin ancak halkçı mücadelelerle kazanılacağı gerçeğini bir kez daha reddetmek demektir. Nitekim bu gerçeği bilen “muhafazakar” klikler halk hareketini ezmede Ruhani’yle birleştiler. 

İran’da ezilenlerin bu ayaklanmasında, Yeşil Hareket’in seçim hilesine karşı başlattığı 2009’daki mücadeleden farklı olarak, yoksul kesimler baskın. Onlar sahaya inince öğrenci gençlik de Tahran ve bazı kentlerde harekete katıldı. Böylece kent yoksulları ile küçük burjuvazinin bazı kesimleri birleşti. İran ezilenleri yoksulluğa isyan ederlerken aynı zamanda rejimin vakıfları ile yöneticilerinin İran’ın zenginliğini talan etmelerine karşı sınıf öfkesi duyarak alanlara çıktılar. 

Türkiye’de İran ezilenlerinin mücadelesini Mollalar’ın yalanına benzer biçimde ABD-siyonizm -Suudi kışkırtması olarak görenler bir hayli yaygın. Perinçek’ten, AKP’ye ve kişilere uzanan çevreler bu yorumu yapıyor. 

ABD ve bölge hakimiyetinde İran’ın rakibi olan devletler, Molla rejimini zayıflatmak, hatta yapabilirlerse devirmek için halkın başkaldırısından yararlanmak isterler, istiyorlar da. Fakat halkın başkaldırısını bu güçlerin oyununa gelmekle suçlayanlar, emperyalist ve burjuva devletler dışında hiç bir gücün siyaset alanında mücadele etmeyeceğini saçmalıyorlar. 

Dahası, işçi sınıfının ve ezilenlerin, “üçüncü dünya” devletlerinde hak ve özgürlükler ve halkçı iktidarlar kurmak için mücadele etmemelerini öneriyor, antiemperyalizm adına faşizm, despotizm ve kapitalizmle işbirlikçilik yapıyorlar.

Emperyalizme karşı mücadele, faşizme ve despotizme karşı mücadeleyle birleşmiyorsa ve bu mücadelelere tabi değilse, antikapitalist mücadelenin güçlendiriciliğinden yoksun ise yalnızca kendi burjuva devletlerinin güçlenmesine yarar. 

Oysa, İran ezilenleri, Paris işçilerinin Alman askeri kuşatmasındayken yaptıkları gibi, Trump’ın tehditleri altında İslamcı burjuva rejimin baskısına ve talanına karşı ayaklanma onuru gösterdiler. Pek çok kentte yönetim binalarını yakarak ve ele geçirerek, kitle militanlığını yükselterek doğrudan rejimi hedef aldılar. 

Bu geçmiş mücadelelerin birikiminin de ifadesi. Çünkü İran ezilenleri, iktidar dalaşı çelişkisini vesile eden başkaldırılar yanı sıra diğer pek çok mücadele deneyimini de biriktirdiler. İşçilerin tekil ve kesimsel grevleri, genelleşmiş mücadelelerde öne çıkarak dövüşen kadınların öfkeli mücadeleleri, Kürt halkının ulusal özgürlükler için ve acımasız idamlara karşı mücadeleleri, hatta deprem yardımlarını engelleyen rejime öfkeli silahsız ayaklanması, Azeri halkın 2009 öncesi ırkçı hakarete karşı eylemleri, Arap başkaldırılarından esinlenerek başlattıkları ve şehitler vererek sona eren mücadeleler bugünü hazırladı. Bugünkü başkaldırı da sonrasının daha büyük ve daha militan ayaklanmalarını hazırlayacaktır. 

Başur halkı, ulusal onur için ve yönetici oligarşinin talanına karşı ayaklanmıştı. Bu, bölge halklarına cesaret ve esin kaynağı oldu. İran ezilenleri başkaldırı onuru ve bayrağını yükseltti, bu da bölge halklarına cesaret veriyor. Rejimin acımasız şiddeti ve idamları, anti-ABD’ci burjuva cephedeki savaş başarıları, başkaldırıyı önleyemedi. Erdoğan faşizminin gözü dönük ama İran rejiminden daha çürük olan diktatörlüğüne karşı halklarımız ve demokratik güçler, İran halklarının ayaklanmasından cesaret alıyor. Örnek de alacaktır. Onur başkaldıran İran ezilenlerinin olsun!



818
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: