Gökten düşen taşın milliyeti mi yoksa kimin başını yardığı mı?

07 Aralık 2017 Perşembe

VEYSİ SARISÖZEN

ABD Erdoğan’a „kumpas” kuruyor mu?

Kurmaz olur mu? Elbette kuruyor.

İyi de Erdoğan bu „kumpasa“ mukabele-i bilmisil yapıyor mu?

Yapmaz olur mu? Yapıyor, kalkıyor, NATO’nun „düşman“ saydığı Rusya’yla ve İran’la anlaşıyor.

Yani ne oluyor?

Aynı „küresel emperyalist sistemin“ içinde devletler birbirine „kumpas“ kurmuş oluyor.

İyi mi?

İyi ne kelime, mükemmel. Daha beterinden Allah hiç bir devleti sakınmasın.

„Küresel emperyalist sistem“ nasıl bir şey?

Nesnel bir şey. Var ve yıkılmadıkça varolmaya devam edecek. Her sistem gibi onun da iç hareket yasaları var. Bunlar ekonomik olanlar. tekelci maksimum kar, pazarların paylaşımı.  Siyasi yasaları da var. Bunun da adı „hiyerarşi ve hegemonya“. Kavga küresel çapta en üste çıkma, hegemonya kurma kavgası. Rusya mı, Çin mi, ABD mi, AB mi en tepeye tırmanacak, bunlardan hangisi egemen olacak? Kavga bu. Bu kavganın „hukuki yasaları“ da var. Bu da „en güçlü olanın“ hukuku. Sen o sisteme girmişsen, bu hukuku da kabullenmiş oluyorsun. Zarrab davası bu hukukun icabı.

Girmeseydin. Biz mi seni NATO’ya itekledik, biz mi seni ABD’yle ikili anlaşmalar imzalamaya heveslendirdik. Kendi düşen ağlamaz.

Küresel çapta işler böyle.

Bir de bölgesel çapta işler var.

Burada da kavga büyük. Türkiye mi, İran mı, İsrail mi, Suudi Arabistan mı, eğer toparlanabilirlerse Irak mı, Suriye mi en tepeye tırmanacak, bölgesel hegemonya kuracak? Kavga bu. Şu anda Türk-İran hegemonya kavgasını Türkiye kaybetti. Kaybedince ne oldu, ister gönül hoşluğu ile, ister kanun zoruyla olsun, ister taktik bir sonuç doğursun, ister stratejik bir sonuca yol açsın yenilen Türk devleti, Rusya’nın desteklediği İran’ın peşine takıldı.

Şimdi yeni bir sayfa açılmakta. Kudüs sayfası. Erdoğan tam da „ABD’de fraksiyon kavgası var, Amerikalı Kemalist 28 Şubatçılar Flynn hikayesiyle Trump’ı, Zarrab hikayesiyle beni devirmek istiyor, benim muhatabım Trump’tır“ dediği sırada Trump, „Kudüs İsrail’in başkentidir“ deyiverdi.

Olacak bunlar. Daha beterleri de olacak. Sistemde kriz var ve bu sistemin en temel yasası, krizi şiddetle, savaş yoluyla aşmak.

İşte böyle durumlarda „solcunun“ işi, krizi kendi ülkesinde devrimci yolla aşmak için elden gelen her şeyi yapmak.

Devrimci demokratik gelişmenin önünde bugün en büyük engel Saray ve onun faşist rejimi. O halde onu tasfiye etmek devrimci sürecin ilk ve temel adımı.

Şimdi gökten Amerikalı’nın attığı taş, de ki, diktatörün başına düşmüş. Burada önemli olan taşın Amerikan taşı olması mı, yoksa diktatörün başına düşmüş olması mı?

Milliyetçilikten kurtulamayan solcu, „taşın milliyetine“ bakar. Sonunda da faşist rejimi Amerikan malı bir taştan koruyorum derken, faşizmin peşine takılır.

Aklı başında solcu ise, taşın kimliğine aldırmaz. Ha deprem, ha Amerikan malı bir taş. Ha böyle bir şey, ha umulmadık bir ekonomik kriz. Ha şu, ha bu. Faşizmi zayıflatan her „musibet“ solcu için „hayırlara vesile“ sayılır.

Elbette akıllı solcu, Amerikan malı taşın diktatörün tepesine tesadüfen düşmediğini bilir. Bu taşın bir amacı vardır. Demiştik ya, „hegemonya“. Taş Rusya ile ABD arasındaki hegemonya kavgasında gökten Saray’ın üstüne düşünce, bu etap „iyi bir etaptır“.

Akıllı solcunun işi „ikinci etapta“ başlar. Başı yarılanı iktidardan alaşağı ettikten sonra, onun işi ister Amerikan olsun, ister Rus olsun, kürüsel emperyalist taşların, Türkiye’nin üstüne düşmesini önlemektir.

Ne yapar akıllı solcu?

Taşın başa düşmesinin sebebini unutmaz. Taş, diktatörün kendi ayağıyla girdiği küresel sistemin yasaları icabı kafasında patlamıştır.

O halde?

O halde „Ne ABD ne Rusya“ diyerek „sistem dışına çıkmalı“. Ve o sistemin iç krizinden yararlanarak „hem ABD’yle ve hem de Rusya ile karşılıklı çıkar temelinde ilişkiler“ kurmalı…

Daha basiti: Erdoğan’ı hangi taş gidici yaparsa yapsın, o gittikten sonra yerine yeni bir Erdoğan’ın gelmesini önlemeli. Solcunun işi böyledir.

Şu sıralar Cumhuriyet gazetesi yazarlarının Zarrab meselesinde takınılacak tutum hakkında aklı başında yazılar yazdığını görüyorum. Onlar da diktatörün tepesine düşecek olan taşın „milliyetine“ bakmak yerine, bu taşın hangi başı yardığına bakmanın daha akıllıca olduğunu yazıyorlar. 



1345
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: