Kalpazan işportacılar demokrasisinde yargı

akahraman61@hotmail.com | 07 Aralık 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

TC, hiç bir zaman devlet olmadı. Kürtler için ise hep terör çetesiydi.

Kürtler onları tanıdıklarında insanları diri diri yakıyor, yakaladıkları sivillerin başını gövdelerinden koparı efendileri götürüyor, bu kesik insan başlarını paraya dönüştürüyorlardı.

Bugün, hala insanlık çayırlarının dışında, aynı yolda yürüyorlar. Ama terörde daha vahşi…

Bunlar, IŞİD tipi İslamın çocukları olarak, katletmekle kalmıyor, sanki acıyı hissedecekmiş gibi ölülere de işkence ediyor, baş kesiyor, insan gövdelerini parçalara ayırıyorlar.

Türk tipi İslam, demokrasi kavramını da, tuzak olarak kullandı.

Demokrasinin sosyal ve kültürel boyutlarından zaten habersizdiler. Bir yerde seçim sandıkları ortaya konuyor ve içine oylar atılıyorsa eğer, orada demokrasi vardı. Buna, “Türk tipi demokrasi" deniyordu.

AKP, “milli irade" diye diye, bu iğdiş ve topal demokrasinin şampiyonluğunu yapıyordu. Ama, Kürt oylarını kaybedince, bundan da vazgeçiyordu.

“Türk tipi cici demokrasi“de, herkese seçilme hakkı olan milli iradeye saygı var, ama Kürtlere yoktu. Çünkü Kürtler, ırkçı rejime temenna edip selama durmuyor, terör devletine bağlılık övgüleri göndermiyor, tersine işlenen insanlık suçlarının üstüne üstüne diyordu.

O nedenle, “milli iradeye saygı" ama, sıra Kürtlere gelince hiç bir şey yoktu. “Demokrasi geldi" denildiği için, sokağa çıkan temsilcilerle, onlara destek verenler iç düşman olarak hedefe oturtuldular. Kürt milletvekilleri, gece yarılarında baskına uğradılar.

Hepsi hakkında yüz yılları kapsayan ceza istemlerini içeren dosyalar düzenlendi.

Türk ırkçılığına karşı durmak suçtu. Kürtlere uygulanan zulmü dillendirmek, katillere katil demek de…

Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ dahil 9 milletvekili, 85 belediye başkanından her biri, en az dokuz aydan beri cezaevinde tutuluyor. 

Öte yandan Kürtlerin oy verdiği parti yanlılarıyla dolu hapishaneler.

Ama onlar dili, kültürünün simgeleri, Kürtçe isimleri, ibadeti yasak bir halkın çocuklarındır. Kendi ülkelerinde esir, öbür yanıyla “biat ve ittiat“ etme karşılığında rehine.

Hiç birinin insaniyetten başka bir talebi yok…

Reza Zarrab davası nedeniyle, Amerika‘dan yükselip bütün dünyada duyulduğu gibi, hiç biri hırsızlık ve kasa soygunculuğu kirini taşımıyor üstünde. Aralarında eşi, çocuğuyla birlikte soygunda görev yapmış kimse yok…

Yine, içlerinde hiç biri, bekçisi olduğu devlet kasasını soymaktan sanık veya İslami terörün manivelası ve katil de değildir.

Onlar, katilleri, soyguncu ve yıkımcıların üstüne üstüne gittiler. Irkçılığın yüzüne ışık tuttular. İnsanlığa karşı işledikleri suçları, yüzlerine karşı saydılar.

Onları, Kürtlerin kişiliğinde insana saygıya çağırdılar.

Kürtlerin varsa suçu budur. Onların insan olmalarını diledikleri ve bunu ısrarla istedikleri için, zindanda mahpuslar…

Tabii ki, katiller serbest…

Bu satıları yazarken, aynı saatlerde HDP Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ yargılanıyordu, “Türk tipi adalet" tarafından.

Türk tipi adalette kişi, reislerin reisi, cennet kapısının reisi olan Erdoğan tarafından ele alınıp savcı yerine suçlanıyor, yargıç adına mahkum ediliyor, sonra mahkeme kuruluyordu. Dün Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında iş gören mahkeme, bu işlemin devamıydı.

İlk defa, işi, işlevi, görevi olmadığı ve üstelik alışık olunmadığı halde, başsavcı vekili de “reis adına yüksek denetleyici" pozisyonunda duruşmada hazır bulunuyordu.

Sözün kısası: Kimsenin bunlardan adalet beklediği yok. Olmayanın neyini verecekler ki…

Ama, Kürtleri yıldırıp durdurtma ve teslim almanın imkansız olduğunu da bir kez daha göreceklerdir. Çünkü Kürtlerin davası, bir insanlık mücadelesi…

Ceza, eziyetle onları durdurtmak mümkün değil.

1925’in bir Haziran sabahı Şeyh Said’i ipe çekerlerken, surların tepelerinde ilahi sesleri duyuluyordu. Bu, bir isyandı. İnsanlık mücadelesini devr almanın sesiydi ve o ses yıllar sonra, daha gür ve dirençli olarak göverdi…

Kalpazan işportacılar çetesinin çabası boşuna. Çetebaşının anlayacağı deyimle, “atı alan çoktan Üsküdarı geçti…“



865
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: