Korkusuz insan uykusunda gençleşir: Ölümden korkanın ölümü çabuk gelir

13 Kasım 2017 Pazartesi

VEYSİ SARISÖZEN

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti ordusunun bütün generalleri, albayları ve hatta astsubayları, her an bir gece sabaha karşı kapılarının kırılarak gözaltına alınma korkusu yaşıyor. Geçtiğimiz gün Saray’ın “gazetecisi” Abdülkadir Selvi “orduda kriptonun kriptosu var, bunlar darbe hatta Erdoğan’a karşı suikast yapabilir” deyiverdi.

Bu “kriptonun da kriptosu” nasıl bir şey? “Şeddeli” bir şey. ByLock kullanmıyorlar. İsimleri darbe sırasında hiçbir belgeye geçirilmemiş. Hepsi de “Gülen düşmanı” gibi görünmekte. Hatta müthiş “Kemalist” taklidi yapıyorlarmış ki, değme tiyatrocuya taş çıkarırlarmış. Eşleri başlarını açmakla kalmazmış, bunlar alenen, göstere göstere rakının dibini bulurlarmış Hiç birinin çocuğu “FETÖ okullarına” gitmezmiş. Bunların tek bir kuruşu bile Bank Asya kasalarına girmemiş.

İyi de bu tarife Gülenci olmayan Türkiye’nin bütün nüfusu uygun düşer. Bu nüfusun içinde biz “kriptonun kriptosunu” nasıl teşhis edeceğiz.

Selvi kolayını bulmuş: Bunlar birbirleriyle “ankesörlü” telefonlarla konuşuyorlarmış.

İyi mi?

Bu durumda şahsen ben, bir generalin telefon numarasını bulsam ve adama madik atmak için bir “ankesörlü” telefondan adamcağızı arasam ve şöyle desem: “Ben paşa imamı Abdülrezzak, karargahta hazırlıklar iyi gidiyor mu?”

Zavallı paşa, bütün ankesörlü telefonlar dinlendiği için, aynı gün kodesi boylardı.

Şimdi siz Türk ordusunda subay olsanız, geceleri güneş doğana kadar gözünüze uyku girer miydi? Her telefon çaldığında, karşıdakinin “ankesörlü” bir telefondan konuşma ihtimali ile dizleriniz titremez miydi?

“Başkomutan” kendi ordusunu bu hale getirmiş, bir de kabadayılık yapıyor. TSK savaş kabiliyetini kaybetti. Tendürek’te olan biten bunu gösteriyor. Bu orduyla İran’a ya da Suudilere karşı savaşa girilemez. Girildiğinin ertesi günü Ankara düşer.

Gelin de “devletimizin beka sorunu var” demeyin.

Ordu korku içinde dedik.

Saray ne alemde?

Aydınlık yazarlarından Önkibar yazmış. Erdoğan’a MİT, “her an size karşı bir suikast olabilir, tedbirli olun” demiş. O nedenle de Erdoğan binbir odalı sarayda, çoluğu çocuğuyla her gün bir başka odada yatıyormuş. Diyorlar ki, adamcağızın uykusuzluktan göz altı torbacıkları neredeyse Gülen’inkine benzemek üzereymiş. Bunu diyenler kanıt olarak Erdoğan’ın Ukrayna devlet başkanıyla ortak düzenlenen basın toplantısında kendinden geçişini, hafiften horuldayarak uyuduğunu hatırlatıyorlar.

“Devletin bekasının” başına gelene bakar mısınız? Allah hiç birimize böyle bir “beka korkusu” vermesin.

Düşünün: NATO’nun ikinci büyük ordusundaki generallerin yarısı hapiste, öteki yarısı korku içinde.

Bu “anlı şanlı orduyu” ayağa kaldıracak, “ilk hedefiniz Kürdistan’dır, İran’dır, Suudi Arabiya’dır, Suriye, Yemen ve hem de Washington’dur” diyecek olan “çiçeği burnunda Atatürkçü” Başkomutan’ın da paşalardan farkı yok. O da “beka korkusuyla” perişan olmuş.

Paşalar her an tutuklanmaktan, paşaların paşası Başkomutan Tayyip şeddeli paşa, suikastten tırsmış. Ülkeye bakın; ordusunu Kürde karşı silahlandırıyor, aynı ordunun generalleri Erdoğan’ın bulunduğu bir yere adım atarken “silahsızlandırılıyor.” Tabancasının şarjörü polis tarafından alındıktan sonra “huzurda” duran generalin hali çok acıklıdır.

Bir de geçenlerde PKK’nin merkezi toplantısından sonra Kandil’de, güpegündüz, tek bir bulutun olmadığı berrak bir gök yüzü altında, öyle Yağmur Ormanları gibi gökyüzünü göstermeyen bir yerde değil, seyrek ağaçların, insan boyunu aşamayan çalıların arasında, üstelik, bir masanın gerisinde, ha denince ayağa fırlayıp toz olmayı imkansız kılan bir sıkışık nizamda basın toplantısı yapan PKK yöneticilerinin resmine bakın.

Ortada Karayılan, her iki yanında öteki PKK yöneticileri, Cemil Bayık, Bese Hozat, Mustafa Karasu, defalarca öldürüldüğü halde “vel ba’su ba’del mevt” durumuna gelen Dr. Bahoz, diğerleri, neredeyse tüm PKK’nin üst düzey yöneticileri.

Kandil semalarında birkaç tonluk kazan bombaları, nokta atışı yapan füzeler taşıyan TSK Hava Kuvvetleri fır dönüyor. Heronlar, Neronlar, silahlısı, silahsızı “insansız ve insafsız” hava araçları gökyüzünde cirit atıyor. Bir de resimdekilerin gamsız kasavetsiz hallerine bir bakın.

Baktıktan sonra söyleyin:

Paşaları tutuklanmaktan, Başkomutanları öldürülmekten korkan bu ordu mu zafere yürüyor, yoksa şu resimdeki gerilla ordusu mu?



1495
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: