Büyük Türkiye yalanı!

13 Ekim 2017 Cuma

CAFER TAR

Havuz medyası yazarları her ağızlarını açtıklarında ‘Büyük Türkiye’den bahsediyorlar. Güya AKP Genel Başkanı Erdoğan’la Türkiye yeniden büyük devlet olma yolunda dev adımlarla yürüyor; ve Amerika’sından, Avrupa’sına kadar herkes bu büyük yürüyüşten derin bir telaşa kapılmış; Erdoğan ve onun „Büyük Türkiye’sini“ engellemeye çalışıyor.

Bunlardan Erdoğan dahil bir tanesi bile ‘Büyük Türkiye’den ne anladığını bize anlatamadı. Hiç birimiz ‘Büyük Türkiye’nin ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. 

Kimileri Balkanların ve Ortadoğu’un en büyük havalanından bahsediyor, kimileri üçüncü köprüden; ama hiç birimiz ne yapılan köprülerin ne de en devasa havalanının Avrupa ve Amerika’yı neden bu kadar telaşa düşürdüğünü tam olarak anlayabilmiş değiliz. 

Türkiye, neredeyse hiç katma değer üretemeyen; üretimin sürekli gerilediği bir ülke haline geldi. Sürekli inşaat ve rant ekonomisi ile şişen bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız. Bunun bir sonu olacağı ve Türkiye’nin bu sona koşar adım yaklaştığı artık neredeyse herkes tarafından çıplak gözle görülür hale geldi. Geçenlerde Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek işlerin artık eskisi gibi gitmeyeceğini “ya borçlanmak, ya da vergileri artırmaktan başka seçenek kalmadı!” diyerek durumun vahametini itiraf etmek zorunda kaldı.

Bütün bunlara rağmen havuz medyasına göre; Dünyanın bütün büyük güçleri hep birlikte oturup “ne yapıp edelim; şu Türkiye’nin önünü keselim de bundan sonra büyük havalanı ve köprüler yapamasın!” diye bin bir türlü hileye ve komploya baş vuruyorlar. Halbuki dışarıdan kimseye gerek yok; bu kafa zaten hızla Türkiye’yi büyük bir yıkıma doğru görüyor.

Onlara göre; “Bir yandan Amerika, diğer yandan Avrupa, onlar da yetmeyince; kimi zaman Rusya ve hatta İran el birliğiyle Türkiye’nin büyük yürüyüşünü durdurmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Hepsi büyük bir telaş içinde(!)” Bu adamlar bunların hiç birinin doğru olmadığını herkesten çok kendileri biliyorlar; ama ısrarla bizim böyle düşünmemizi istiyorlar.

Her gün bunu bize propaganda ederek; kendi hırsızlıklarını, yolsuzluklarını ört bas etmeye çalışıyorlar. İstiyorlar ki; insanlar Türkiye’de yaşanan haksızlıkların, yolsuzlukların sorumlularını içerde aramasın, dönüp ülkeyi yönetenlerden hesap sormasın. Onlar da ranttan beslenen gazetelerinde yüksek ücretlerle köşe yazarlığı yapmaya devam edebilsinler. 

***

IŞİD’in kanlı petrolünün peşinden koşup binlerce insanın ölümüne neden olanlar; karşımıza geçmiş bize İdlip’de teröre karşı savaştan bahsediyorlar. İnsanlar Irak’ta, Suriye’de can derdine düşmüşken, yatacak yer bulamazken bu adamlar aile boyu kaçak petrol ticareti yapıyorlar, bu para ile açıktan IŞİD’i finanse ediyorlardı. 

Bütün bunlar öyle gizli saklı da olmadı; herkesin gözünün içine baka baka IŞİD’le petrol ticareti yapanlar şimdi Suriye’de IŞİD’ci arıyorlar; güya Suriye topraklarını IŞİD ve El Nusra’dan arındıracaklar. Kim inanır size? O kadar elenen yalan söylüyorsunuz ki!

Her dönem iktidarlar varlıklarını sürdürebilmek için yalana başvurdular; ama bu kadar yalancısını daha önce hiç yaşamadık. Bunlar öyle gizleme saklama gereği de duymuyorlar, bir kılıf bulmaya bile çalışmıyorlar; “kör güzüne parmağım” misali açık açık yalan söylüyorlar. 

Türkiye aslında yeni bir şey yaşamıyor; bu zamana kadar gelmiş geçmiş bütün despotik iktidarlar varlıklarını sürdürebilmek için neredeyse hep aynı metodlara başvururlar. İlk olarak insanları manipüle ederek toplumun gerçeklik duygusunu yok etmeye çalışır; topluma her gün yalan söyleyerek, yalan bir dünya yaratarak; demokratik toplum değerleriyle bağdaşmayan bir değerler sistemini kabul ettirmeye çalışırlar.

İkinci olarak da; her gün hiç durmadan topluma; şoven, milliyetçi, dışlayıcı bir dil ve davranış dikte etmeye çalışırlar. Buradaki hesap çok basittir; şovenist ve milliyetçi insanlar için hayat, ak ve karadan ibarettir; ve bu tür insanlar kendinden olan insanlardan hesap sormazlar; bu insanlar için problemlerin sorumluları her zaman dışarıdadır.

O zaman bu sözde ‘Büyük Türkiye’nin bir avuç rantiye dışında kime ne faydası var; Çanakkale’deki işçinin, Çankırı’daki çiftçinin, İstanbul’daki memurun bundan ne faydası var. Halbuki hedef sözde ‘Büyük Türkiye’ değil de; Demokratik Türkiye olsaydı; bugün bambaşka bir ülkede yaşıyor olabilirdik. 

Asla vazgeçmemeliyiz; bu saaten sonra Türkiye’de demokrasi mücadelesinin bir parçası olamak sadece politik bir görev değil; hepimiz için ahlaki bir sorumluluk haline gelmiştir. Ya biz kazanacağız ya da barbarlık!



1298
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: