Aydın olmak üzerine

ilhamadarbakur@gmail.com | 13 Ekim 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR

Türk aydınının, entelektüelinin iktidarlarla kurduğu ilişkiler ve mazlumların yanında yer almayla ilgili duruşları hep sorunlu olmuştur. “Türk aydınları” tanımlaması içerisine büyük oranda sol, sosyalist ve Kemalist çizgideki aydınları koyuyorum. İslami tasavvura sahip dünyada ise aydın, entelektüel tanımlaması geliştirilebilecek pek az insan var. Gerçi aydın tanımlamasını eğer çok genel bir tanımlama olmaktan çıkarır ve bilgi ve birikim sahibi olma, olay ve olgular arasında ilişki kurabilme, analiz edebilme yeterliliğine sahip olmanın yanı sıra sahip olduğu bilgi ve birikimi mazlumlardan, ezilenlerden, halklardan, doğrudan, iyiden yana kullanan kişi olarak da tanımlarsak aydın olmayı, o zaman Kemalistleri de bu aydın sınıfına koymak pek mümkün olmayacaktır.

Zira Türk aydınının temel sorunu bilme ve birikimle ilgili değil, bilme ve birikimini nerde kullandığı ve nerede durduğu ile ilgili bir sorundur. Yoksa Türkiyeli sol ve sosyalistlerin ve hatta Kemalistlerin bu ülkenin aydınlık yolu olan komünizmin, Mustafa Kemal tarafından düşman ideoloji ilan edildiğini, komünist önder Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Mustafa Kemal tarafından Karadeniz’de boğdurularak öldürüldüğü, Türkiye’nin ilk faili meçhul aydın cinayeti olan Sebahattin Ali’nin öldürülmesi olayının failinin yine Kemalist iktidar olduğunu bilmelerine rağmen Kemalist iktidara duydukları yakınlık neyle açıklanabilir. 

“Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını” dünyanın öbür ucunda yer alan ve hiçbir temaslarının olmadığı bir halk için bile can u gönülden savunan sol sosyalist aydınların, solukları birbirine değecek kadar yakın yaşadıkları Kürt halkının referandumla kendi kaderini tayin etme hakkına yaptıkları itiraz, yahut yaşadıkları ilgisizlik herhalde Kürt halkının yurdunun nasıl uluslararası bir sömürge olarak parçalandığını ve nasıl katliamlara maruz kaldığını bilmemekle ilgili değildir, nerede durduklarıyla ilgilidir. 

Aslında bu yazıyı bana yazdıran güncel gelişme ÖDP’nin ve bir kısım diğer sol partiler ile aydınların Güney Kürdistan’daki referanduma olan itirazı ile Ataol Behramoğlu’nun Meral Akşener ile ilgili açıklamalarıydı. Ataol Behramoğlu çok uzun süredir sosyalist kimliğini, içerisinde gizlice taşıdığı Kemalist kimlikle değiştirmiş durumdaydı zaten. Ve zaten bu iki siyasi kimlik arasında hayli kuvvetli bir geçişkenlik söz konusudur Türk aydınında. ÖDP’nin ne dediği hayli konuşuldu, tartışıldı. Şiirleri, dizeleri solcu gençlerin kendi aralarındaki sohbetlerde, devrimcilerin yaptıkları etkinliklerde okunan, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun kurucuları arasında yer alan, Türkiye İşçi Partisi’nde siyasal faaliyet yürüten, kısa da olsa fikirlerinden dolayı bir dönemini cezaevinde geçiren ve baskılara maruz kalan bir şair olarak Ataol Behramoğlu’nun Meral Akşener ile ilgili yaptığı methiye, Türk aydınının yaşadığı savrulmayı göstermesi bakımından ibret vericidir. “Sahnede pırıl pırıl, apaydınlık bir kadın konuşuyor. Samimi, bilgili, açık sözlü, zarif. Slogandan uzak, cesur, esprili. İzleyici topluluğu karşısında, gösterişten uzak, alçakgönüllü, fakat gerçek bir yıldız gibi parlıyor.” Ataol Behramoğlu bu sözleri Behice Boran için söylemiyor yahut Figen Yüksekdağ için. Herhangi bir sol, sosyalist, demokrasi savunucusu kadın için, herhangi bir kadın derneğinin başkanı için de söylemiyor. Faili meçhul cinayetler dönemi Tansu Çiller Hükümetinin içişleri bakanı olan Meral Akşener için söylüyor. Ne uğruna söylüyor. Yine kendi deyimiyle mevcut, “dinci, despot, batılı değerlere düşman olan hükümete muhalif olduğu için ve Akşener batılı değerlere sahip olduğu, ülkenin normalleşmesine katkı sunacağı için” Behramoğlu tarafından övgüye değer bulunuyor. 

Peki faili meçhul cinayetler, öldürülen insanların yakınlarının acıları ve onların normalleşmesi? Behramoğlu, “Meral Akşener’in geçmişi beni ilgilendirmiyor” diyor. Ve şöyle tamamlıyor. “Solda bir arkadaşınız olarak karşılaşacağınız bütün güçlüklerde yanınızda olmakta tereddüt etmeyeceğim. Yurdumuza olan ortak sevgimiz, saygılarım ve alkışlarımla.” Yani diyor ki eğer ileride iktidar partisi, sizi bertaraf etmek için bu faili meçhul cinayetleri gündeme getirirse ben sizin yanınızda olacağım ve zinhar Asenamızı iktidara yem etmeyeceğim. 



410
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: