Halil Dağ ve Firaz Dağ’ın özlemleri

11 Ekim 2017 Çarşamba

BAKİ GÜL

Halil ve Firaz... Dağ’ın soylu çocukları... İkisi de yetenekli ve parlak iki genç. İkisini de biraz tanıdım. İkisi ile de farklı zamanlarda ortak mekanlarda ve ortak işler yaparak tanıma şansım oldu.

Halil Dağ (Halil Uysal), Ege bölgesinden Avrupa’ya oradan Ortadoğu’ya ve Kürdistan’a uzanan mücadelesinde devrimci kişiliği ile basın yayın çalışmalarının yanında sinemacı kimliği ile Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde bir çığır aştı. Sıcakkanlı, üretken ve yaptığı işi aşkla yapan ve özellikle gerilla mücadelesine hayatını adayacak akadar samimiydi. 

Halil, güleç yüzlü, işinde ciddi, gerilla olarak yaşayan ve kendi mesleğini de gerillaya en yakın bir şekilde sürdürdü. Gerillanın sureti, o süretteki gülümsemeleri hem fotoğraf hem kamera kadrajına sığdırarak ölümsüz kılmak istiyordu. Ozanın dediği gibi „Gülmek bir halk gülmekse gülmektir.“ Halil gerillanın amansız mücadele koşullarındaki görkemli direnişini hep gülümseyerek belgeledi. Yazdı. Filmini çekti. Halil’in hayali Kürdistan gerillası ve onun Önderliğini anlatabilmekti. Halil’in objektifinden ve kaleminden gerillayı anlamak ve öğrenmek, gerillanın duygusunu yaşamak hala aşılabilmiş değildi. Halil mücadelesinin en üretken döneminde gerilla savaşı içinde düşmanın kurşunuyla Kürdistan dağlarında Botan’da direniş ile şehit düştü. Ama ardında yüzlerce gerillanın anısını, binlerce gerillanın fotoğrafını ve direniş destanı yazan Beritan’ı ölümsüz kıldı.

Firaz Dağ (Mehmet Aksoy)... Firaz’ı tanıdığımda gülümsemesi, sinemaya ilgisi, Özgürlük Hareketini dünyaya duyurma duygusu ile Halil’e benzetirdim. Genç yaşına rağmen diplomasi, dernek yönetimi, İngilizce Ajans editörlüğü çalışmalarında o da Halil Dağ gibi coşku ve aşkla çalışırdı. Ürettiğinin yetmediğini daha iyisinin nasıl olacağına hep kafa yorar ve daha üst bir aşamada üretmenin yol ve yöntemlerini arardı. 

O da Halil Dağ gibi Avrupa’dan yönünü Ortadoğu’ya Rojava’ya verdi. Almanya’nın Köln kentinden onu Rojava’ya uğurladığımız gece çok sohbetler ettik. Firaz Dağ ismini almış‚ „Rojava’da kendimi yeniden yaratacağım“ diyordu. Rakka Hamlesine katılıp, oradaki savaşı ve savaşçılarla bütünleşip onları anlatacaktı. Belgeseller çekecektik. Birlikte çalışacaktık. Bunları konuştuk. Firaz Dağ (Mehmet Aksoy) sinemaya, diplomasiye, haberciliğe kafa yoruyordu. En iyisini yapacak potansiyeli vardı. İnsana güven veren, yanındaki ile arkadaşlığının sahiciliği ve samimiyeti öylesine derindi ki... 

Firaz da Halil gibi Dağ soyadını aldı. Rojava’ya vardı. Hemen YPG’de basın işlerine girdi. O da yetmedi. En ön cepheye kendisini attı. Çok güzel kareler yakaladı. İnsanlığın başına bela olmuş olan DAİŞ faşist çetelerine karşı mücadelede emek verdi. Çok ama çok kısa süre içinde Özgür Basın Şehitleri’ne katıldı.  

Televizyondan haberini aldığımda gerillalar ile birlikteydim. Halil ile buluştuğumuz patikalarda. Halil’in izini takip eden genç gerillalarla basını konuşup tartışıyorduk. Dilim tutuldu. Onunla buluşup yapacağımız işleri düşünürken şehit düştüğünü öğrenmiştim. Meşe ormanları arasından kıvrılan patikanın üzerinden sonbaharın kokusu... Palamutlar arasında uçuşan alaycı kuşların gözyaşları... 

Halil ile Firaz’ın özlemlerini, sözlerini, hasretliklerini düşündüm. Günün dağlarda doğuşuna ve batışına gözüm ilişti. Gece karanlığı içindeki dağ yıldızlarına... Sırtında dağların yükünü taşıyan o genç gerillaları anımsadım... Onların özlemini kendilerine amaç edinenleri gördüm... 

Halil ve Firaz’a seslenebilsem „Bir gün gelecek ve dağların patikalarındaki hatıralar, kentlerin ve çöllerin içindeki hatılarlarla buluşacak. İşte o zaman sırtında dağların yükünü taşıyan gençlerin sözleri yerini bulacak. Ve mutlaka ama mutlaka özgürlüğü kazanacak ve o güzel özgürlüğün fotoğraf karesini, filmini çekilecek, romanı yazılacak ve dağlarda şenlik ateşi etrafında o güzel özgürlük şarkılarını hep beraber söyleyeceğiz…“ sözlerini söylecektim...




851
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: