Ne içinde ne dışında!

ozguramed@live.com | 10 Ekim 2017 Salı

Özgür Amed

‘Tek Kanatlı Bir Kuş’, Yaşar Kemal’in en ilginç “romanı”dır herhalde. İlginç bir hikaye sunan bu yapıt, alegorik, metaforik ve katmanlı anlatım tarzı ile büyük bir şölene davet eder. Bu şölenin adı “Yokuşlu”dur. Bir memur buraya atanmıştır. Eşi ve eşyaları ile varmak üzeredir. 

Fakat bir sorun çıkar karşısına. Sorun ki ne sorun… Yokuşlu’da kimse kalmamış, herkes terk etmiş burayı. Kimse giremiyor buraya. Peki neden? 

İnsanlar neden burayı boşalttı? Neden şimdi kimse giremiyor buraya? İşte bunu bilen de yok… Bol spekülasyon arasında gelip Yokuşlu’nun karşısına kurulan memurumuz, burada çeşitli insanlar ile tanışır. Köylü Hüseyin, gelip geçen yolcular, Avrupa’ya göç eden ve şimdi geri gelen Zeliha ile eşi.

Öylece beklerler yolun ortasında. Saatlerce, günlerce. Kahve içerler, sohbet ederler. Yokuşlu tam karşıdadır ama dahil olamazlar, olmaya cesaret edemezler.

Ne oldu Yokuşlu’ya? 

Nasıl bir felakete uğradı? 

Bir ilçe herkesin gözü önünde nasıl olur boşalır ve kimse sebebini bilmez?

Söylentilere göre “dağlar” üzerlerine üzerlerine gelmiş. Peki, oraya girememenin korkusu nerden geliyor? Tek bir cevap yok! “Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca” kitabındaki örtük anlatım ne kadar açıksa bu kitapta her şey çok dolambaçlı. 

Yaşar Kemal neyi anlatmaya çalışmaktadır? 

Neden kuş tek kanatlıdır? Kitaba bu adı veren motivasyon nedir?

Mekan - hakikat diyalektiğinde tüm karakterler eylemsizdir. En sonunda Zeliha cesaret eder ve Yokuşlu’ya girmeye karar verir. Atatürk büstü, bir okul sonra bir karanlık kuyu ve sonra korku, titreme, bayılma… Gördüklerini tam anlatamaz. Kaçar oradan.

Tek Kanatlı Bir Kuş’da toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkuyu anlatan Yaşar Kemal, kitabın ana teması korku ile ilgili „Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri’de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerlerine düşeceğinden korkuyor, taşı üzerlerine düşmesin diye demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim“ diyor. Yaşar Kemal, „O dönemde Anadolu’da postacıdan daha önemli bir kişi yoktu. Özellikle benim için postacı çok önemliydi. O zaman bana mektuplar geliyordu. Bu mektupları benden önce jandarmalar okuyordu. Bazen makale yazar gazeteye göndermek isterdim. Bu makaleler bazen gider, bazen de gitmezdi“ diye ekliyor. Bu romanı 1960’larda yazar ama 2013’te yayınlar. 1960’larda yazdığı bu küçük alegorik katmanlı yapıyı yıllarca bekletir…

Okuyanlar hatırlayacaktır “Sineklerin Tanrısı” kitabını. 2.Dünya Savaşı ertesinde yazılan bir kitap. Sert bir eleştiridir… Bir adanın dibine düşen uçağın içinden sağlam çıkan çocukların hikâyesidir anlatılan. Çocuklar üzerinden savaş, gelecek, medeniyet, kötülüğün ve aydınlanmanın doğası, çarpıcı bir kurgu ve olaylar silsilesi ile işlenir. Ada üzerinden bir avuç çocuğun adım adım nasıl vahşileştiğini kısa sürede birer katile dönüştüğünü, nefret saçar hale geldiği gösterilir. Çocuklar adayı ve kendi iç dünyalarını yavaş yavaş keşfederken bir mağara da bulurlar. İçeriden bir ses gelmektedir fakat çocuklar mağaraya girmeye, bakmaya cesaret edemezler. Mağara çok geçmeden fetişleştirilir. İçeride bir canavar var denir ve ona bir domuz başı kesilerek adak sunulur. Sinekler gelir o başa konur… Peki gerçekte mağarada ne vardır? 

Hiç yoktan bu mağara nasıl çocukları ele geçirerek güç olur? 

Niye cesaret edilmez içine girilmeye?

Yokuşlu’daki durum ile anla-yapı açısından gayet paralel. Edebiyatta başka başka örnekler de vermek mümkün.

İşin özünde ise durum başkadır. Yokuşlu sanki Anadolu ve ötesi gibidir. Yerinden yurdundan edilmişlerin, yeryüzünün lanetlilerinin, ötekilerin toplandığı yerdir. Geri kalanların orada ne olup bittiğini bildiği ama merak edip dâhil olmadığı, uzaktan bakarak fikir sahibi olduğu bugünkü gerçekliğimiz gibidir. Kendini ona ait hissedemiyorsun. Kursakta kalıyor her şey! İçindesin ama çokta dışındasın. Her şeysin ama hiçbir şeysin. Ne yaşıyorsun ne ölüyorsun! Herkesin konuştuğu ama tek bir şeyin söylenmediği ortadadır… Yokuşlu bu ülkenin alter egosudur…

Aynı şekilde ‘Sineklerin Tanrısı’ kitabında çizilen mağara-korku meselesinin de olayı bildiğimizin ötesindedir. Adanın korku ve kutsalına dönüşen o mağarada uçak kazasından yaralı olarak kurtulan pilot vardır. Baygındır, yardım beklemektedir. Tüm mesele bundan ibarettir.

Türkiye, yaklaşık 90 yıllık bir modern tarihe sahip. Üç tarafı darbelerle çevrili, doğusunda zengin yeraltı toplu mezarlar ve bol karakollar bulunurken, batıda kıran kırana iktidar savaşlarının yaşandığı “güzel ve yalnız” bir ülkedir. Herhangi bir borcu olmadığı gibi kişi başına düşen milli açlık oranı da maşallah pek yüksektir. Kadın ve çocukların şans eseri hayatta kalabildiği bu cinnet ve cennet vatan; tek kişinin herkesin yerine düşündüğü muhteşem bir aura, agora ve mağaradır.

Yokuşlu olsun adadaki mağara olsun, son tahlilde TR’nin “terra incognitası”(bilinmeyen topraklar) değil, öz gerçekliğidir. Ama bir o kadar da değildir.

Ülkenin durumu şuan Yokuşlu’dan farklı değil. Türkiye’nin kendisi Yokuşlu’dur. Bence Yaşar Kemal, barışı göremediği bu ülkede “geriye Yokuşlu kalır” demek istemektedir…  



685
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: