İdlib’te çetelerin savaşı başladı

09 Ekim 2017 Pazartesi

HALİT ERMİŞ

Cumartesi günü itibariyle Türkiye destekli çeteler Heyet Tahrir El Şam (El Nusra) çetelerinin denetiminde bulundurdukları İdlib ve çevresine saldırısıyla başlayan çatışmalar devam ediyor. Geçen haftaki yazımızda Rusya-İran-Türkiye ve Suriye rejiminin bölgedeki ilişki ve ittifaklarından söz ederek, İdlib üzerinden yapılan pazarlıklara dikkat çekmiştik. Şimdi bu pazarlık ve planlar hayata geçiyor. 
İdlib’e dönük planların Astana görüşmelerinde kararlaştırıldığını bizzat Türk cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı. Çete saldırılarının başladığını da yine Erdoğan partisinin Afyon’da düzenlediği istişare toplantısında duyurdu. 
Erdoğan açıklamasında ironik bir şekilde saldırıları duyururken, “eti benim kemiği senin” deyimine gönderme yaparak İdlib için “içi bizim dışı Rusya’nın” diyerek başlattıkları saldırıları kendilerinin propaganda ettiği gibi amaçlarının “güvenlikli bölge” olmadığını adeta dünyaya beyan etti. 
Aslında bir işgal harekatı ancak bu şekilde açık şekilde dile gelebilir. Zaten bu saldırıyla birlikte “Güvenlikli bölge” bir yana, bölgede yeni bir savaşın fitili ateşlenmiş oldu. 
Erdoğan ve ordusunun Cerablus üzerinden Bab’a kadar yaptıkları işgal sırasında fuhuş, şiddet uygulamaları, çetelerin hakimiyet çatışmaları almış başını gitmişken, yeni işgal alanında “güvenlikli bölge” oluşturmayacaklarını aslında herkes biliyor. Aksine Türk ordusunun ve bağlı çetelerin hakim olduğu, hatta girdikleri hiçbir yerde güvenliğin mümkün olmadığını da herkes biliyor. 
Bu birinci husus, ikinci husus; yine geçen haftaki yazımızda dikkat çekmiştik. Erdoğan “kardeşim Esat’ta”  doğru U dönüşü yaptı. Bırakalım “Eset” politikasını, Türk ordusu İdlib saldırısıyla resmen ve fiilen Suriye ordusuyla aynı cephede savaşa girmiş oldu. 

Gözlemci heyeti yerine işgal gücü 
Yaklaşık bir ay önce Astana da bir araya gelen Rusya-İran-Türkiye’nin aldığı karar kamuoyuna, rejim ile muhaliflerin çatışmasını engellemek için bölgede garantörlük rolü üstlenecekleri ve bunun için gözlemci gönderecekleri şeklindeydi. Ancak ortaya çıkan durum gözlemci heyet bir yana, Türk ordusunun çeteleri vasıtasıyla Cerablus-Bab hattında yaptığı gibi bölgeyi işgal ettiğini açıkça ortaya koydu. 

El Nusra direnirse…
Erdoğan açıklamalarında işgal girişimine karşı El Nusra’nın direnmesi durumunda ordusunun Alana gireceğine işaret etti. Peki El Nusra direnmeyecek mi? Aslında bu işin içinde de bir bit yeniğinin olduğu oldukça açık. Zira El Nusra uzun süre Türkiye destekli bir örgüttü. Şimdilerde rota değişmiş gibi görünse de Türk devletine bağlı kesimlerin bu örgüt içinde halen etkin olmaya çalıştıkları büyük olasılık. Bu durumda Erdoğan’ın söylediği “El Nusra direnirse” sözü aslında öyle bir olasılıktan ziyade, “siz direnin ki bizde bunu bahane ederek bölgeye girelim” anlamında açık mesaj ve hatta anlaşmayı da düşündürüyor. Çünkü bu bölgede Türk devleti ve çeteler arasında öyle karanlık ilişkiler oldu ki, kiminle kavgalı, kiminle dost, kiminle gizli iş tuttuğu artık belli değil. Hatırlayalım “Suriye tarafından Türkiye’ye bir kaç füze atar, sonra bunu bahane edip saldırırız" diyen de aynı bu zatlardı.   

Asıl hedef Kürtler 
Aslında Erdoğan’ın işgalde bu denli iştahlı davranmasının en temel nedeni Kürtlerdir. Cerablus’tan Bab’a kadar işgal ettiği alanda Kobanê-Efrîn’in birleşmesini engelleyen Erdoğan buradan da Halep-Efrîn hattını kesmeyi yine Cerablus’tan Şehba alanına oradan da İdlib’e kadar ki alanı kontrol ederek Efrîn’i çembere alma planları yapıyor. “Arap anasını görmesin” misali gibi, Kürtler hiçbir şekilde hak sahibi olmasın, kendi topraklarında hakimiyet kurmasın diye elinden geleni yapıyor. Bunun için en barbar ve insanlık düşmanı DAİŞ örgütünden tutalım, El Nusra’ya, “diktatörlük” dediği Suriye Baas rejimine kadar herkesle iş tutabiliyor. 


974
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: