Kolombiya, Chavez ve bir ders

12 Ağustos 2017 Cumartesi

ZİYA ULUSOY

6 Ağustos’ta Venezuela’da Paracamay’da askeri üssü basan bir grup, darbe çağrısı yapmıştı. Çatışmayla etkisiz hale getirilen grubun, Kolombiya ve Panama’da üslenen ve daha önce darbe çağrısı yaptığı için ordudan ihraç edilen eski yüzbaşı Juan Caguaripano tarafından örgütlenerek gönderildiği sonra anlaşılacaktı. 

Chavez’in Kolombiya iç savaşını barışla sonuçlandırmaya çalışırken, Kolombiya’nın Venezuela’daki halkçı iktidarı devirme üssü ve aracı olarak kullanılmasını engellemeye de çalıştığını belirtelim. 

Son turları Küba’da yapılan barış görüşmelerini teşvik edenlerin başında Chavez geliyordu. Chavez, FARC’ı barış görüşmelerine zorlarken “silahlı mücadelenin zamanı geçti” türünden pasifist teorisini de dillendirdi. Fakat Chavez başka bir nedenle de Kolombiya barışını zorladı: Kolombiya narko-oligarşisini Venezuela’daki halkçı iktidarı devirmede pasifize etmek. 

ABD, Kolombiya narko-oligarşisini, Latin Amerika’daki halk hareketlerini ezme ve halkçı hükümetleri devirmede suç ortağı olarak kullanıyordu. Plan Kolombiya adını verdiği stratejiye göre ABD Kolombiya’da 8 yeni askeri üs açarak devrimci savaşa karşı oligarşinin iktidarını korumak için gerici savaşı içeriden yönetmenin yanı sıra, diğer Latin ülkeleri halk hareketlerini ve başta Chavez iktidarı olmak üzere ilerici hükümetleri devirecek karşıdevrimci savaşları Kolombiya’dan yönetti. 

Venezuela, Kolombiya’ya sınırdı. Kolombiya’nın diktatörleri ve ABD askeri şefleri, Venezuela’da Chavez iktidarını devirmek için mafyayı kullanma, petrol ve gıda kaçakçılığı, Venezuela oligarşisinin hizmetine paramiliter çeteler vererek cinayetler işleme, darbecileri Venezuela dışına kaçırma gibi yollarla, Venezuela oligarşisine yardım etti ve ABD’yle işbirliği yaptı. 

Venezuela’da yaklaşık bir yıldır sürmekte olan karşıdevrimci gösteri, saldırganlık, politik ve hatta provokatif cinayetler, karaborsa vb.den oluşan karşıdevrimci içsavaş saldırganlığında Kolombiya oligarşisinin rolü var. 

Özellikle, Kolombiya’nın içsavaşta deneyimli narko paramiliterler güçleri, PSUV iktidarı yanlısı halka, siyasi kadrolara ve polise karşı cinayetleri işlemede doğrudan rol oynuyorlar. Acımasız cinayetleri, yakarak öldürme yöntemiyle korku ve dehşet yaratmaya kadar varabildi. Bunun yanı sıra içsavaşı şiddetlendirmek için provokatif cinayetler de işliyorlar. 

Buradan yeniden çıkarılması gereken derslerden biri de, enternasyonalist devrimci hareketin, tek tek ülkelerdeki devrimci ve halkçı hareketlerin doğrudan yedeği, başlıca destekçisi olduğu gerçeğidir. 

Chavez, Kolombiya’daki devrimci savaşı barışla sona erdirerek, iki şey ummuştu. Barışçı parlamenter halk hareketi gelişebilir ve Kolombiya oligarşisi ve Santos, Venezuela halkçı iktidarını devirme suç ortaklığından vazgeçirilebilir. 

Birincinin ne derece gelişip gelişmeyeceği, Santos ve oligarşinin buna ne kadar “demokratik”çe davranacağını pratik gösterecek. Fakat ikincisinin işe yaramadığı son olaylar tarafından bir kez daha kanıtlanıyor. Santos, Uribe’den farklı olarak Venezuela gerici savaşına gizlice müdahale ediyordu, o kadar. Bu şimdi açığa çıktı. 

Oysa Kolombiya’da devrimci hareket, bazı taktiklerle kitle dayanağını büyütme çabası içinde kalsa ve silahlı direnişi sona erdirmese, Venezuela’daki oligarşinin gerici-faşist savaşına Kolombiya’dan yardıma karşı da önemli bir güç olarak rol oynardı. 

Benzer bir yanılgıya, Güney Kürdistan’da KDP yönetimi ve Kuzey’deki taraftarları da sahip oldu. Ama düzeyi daha yüksek ve niteliği burjuva olması kaydıyla. KDP kaderini, Türk sömürgeci yönetimi ve özellikle diktatör Erdoğan’la birleştirdi. Bununla olası bağımsızlık ilanında, Erdoğan liderliğinde faşist sömürgecilerin kendisine saldırmayacağını, hatta tanıyacağını sanıyordu. Bu politikasının bir parçası olarak Kuzey’de, Rojava’da ve hatta Güney’de, vargücüyle Erdoğan faşizmiyle işbirliği yaptı. Kuzey’deki destekçileri aynı çizgide utangaçça Erdoğan’ı desteklediler. Erdoğan’ın ‘Çöktürme Planı’yla Kürdistan’da soykırımcı saldırılarına sessiz kalarak onay vermiş oldular. Kitleleri etkilemede başlıca sloganları “başka halkları demokratikleştirmek Kürtlerin görevi değil”di! “Güney’deki federasyonu korumak için Kuzey’de mücadele etmeyelim!”

Ama 25 Eylül’de yapılacak Güney’in bağımsızlık referandumuna ilk tehditi savuran Erdoğan ve tetikçileri oldu: “Yarın Kuzey Irak Yerel Yönetimi bundan pişman olacak”!

Oysa Kürdistan’ın bütün parçalarında ve sömürgeci uluslarının halklarındaki demokratik ve devrimci mücadelelerin gelişkinliği Güney’in ulusal kendi kaderini tayin özgürlüğünü sömürgecilere ve emperyalistlere karşı güvenceleyebilir. Enternasyonalist dayanışma ve mücadele ilerici, devrimci ve proleter güçlerin gerçek güvencesidir, Venezuela, Kolombiya, Kürdistan, Türkiye ve dünyada! 



749
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: