Cenazeleri arazide bırakılan kahramanlara atfen

rojbinekin24@gmail.com | 18 Temmuz 2017 Salı

Rojbîn Ekin

“Ölürsem bir gün adını kefenimin üstüne yazın ve beni öyle gömün” diyordu gerilla Evîndar’ın babası. Evîndar (1997) yıllar önce bir gece öylece, sessizce, kimseye hissettirmeden çıkar evden ve bir daha geri dönmez. Gittiğini duyan herkes “Dağlara yürümüştür” der. Dağ dışında başka bir adres gelmez kimsenin aklına. Kürtlere yurt, korunak olan dağlar... Fermanlardan, katliamlardan kaçarken kucağına sığındıkları dağlar... Kürt’ün dili olan, kimliği haline gelen dağlar… Kürtler bundandır iki şeye yüzünü döner ve ibadet eder; güneşe ve dağlara. Bu iki kutsal gerçek dışında hiç kimsenin, hiçbir şeyin önünde diz çökmez, secdeye durmaz. 

Kürtlerin en seçilmişlerinin mekanıdır dağlar. Kim ki yürürse dağlara doğru, kendinden öncekilerin izini bulur, onlardan kalanlar kutsal ayetler gibi yol gösterir hepsine. Dağlar bir vasiyeti yerine getirir gibi Rindexan’ın, Zarife’nin, Şêx Saîd’in, Seyîd Rıza’nın ve daha binlerce seçilmiş Kürt’ün kendisine bıraktığı sözleri fısıldar ona doğru yürüyenlere. Kim ki yürürse dağlara, işte tam da bu yüzden zulme karşı isyana ant içerek gider. Her biri birer Rindexan, Zarife, Şêx Saîd ve Seyîd Rıza olur. Onların başeğmezliğini, öfkesini, inancını, iradesini kuşanır öyle gider. Gittiler, gidiyorlar hala Kürt’ün seçilmiş binlerce evladı dağlara doğru. 

Evîndar da onlardan biri; kulağına okunan sözleri, bir isyan çığlığına dönüştürerek gidenlerden. Annesinin, babasının en seçkin evladı. Gider ve bir daha geri dönmez. Gittikten yıllar sonra ailesi Garzan’da bir çatışmada şehit düştüğünü öğrenir. Evîndar gerillada beş ayını bile doldurmadan katıldığı yıl şehit düşer. Ne onun ne de onunla birlikte şehit düşen arkadaşlarının nereye ve nasıl gömüldüğü, yoksa vuruldukları yerde mi bırakıldıkları bilinmez. O yüzden babası “ölürsem bir gün adını kefenimin üstüne yazın ve beni öyle gömün” der ve bunu bir vasiyet olarak bırakır. Çocuklarının cenazelerini alamayan, mezarlarının nerede olduğunu bilemeyen diğer anne ve babaların, sevenlerinin de bıraktığı birer vasiyet vardır mutlaka. Hepsi ulaşamayabilir bize ya da bilmeyiz ne dediklerini. Ama illa ki bir mezarlarının olmasını isterler. O bekleme duygusunun son bulmasını, bir mezarla bile olsa kavuşma anını yakalamak isterler.     

Adlarını bile anarken yüreğimizin titrediği, cengaverlikleriyle onure olduğumuz Evîndar gibi daha binlerce Kürt evladının mezarı yok. Bir mezara konulmuşlarsa bile bu mezarın nerede olduğu bilinmez. Tıpkı Şêx Saîd ve Seyîd Rıza gibi… Peki onları mezarsız bırakarak, unutturabiliyorlar mı? Silebiliyorlar mı Kürt’ün hafızasından onların anılarını, adlarını ve kahramanlık hikayelerini? Kürtler onların isyanlarından etkilenerek zulme karşı kuşanmayacak mı? Kürtlerin ruhuna ve yüreğine yerleşen bu kahramanları söküp alabilirler mi? Kürdistan’ın her dağına, taşına, göğüne yerleşen, Kürt halkının baktığı her yerde duran bu kutsal gerçeklerin üstü, mezarsız bırakılarak örtülebilir mi? Mümkün değil. Tüm sevenlerinin gözbebeklerine yerleşiyor ve bir yıldız gibi parlamaya devam ediyorlar. Soluklara yerleşiyor, alınıp verilen her nefeste onlar var. Nefesler kesilse bile isimleri “kefenime yazılsın” diye bir vasiyet olarak bırakılıyor.  

…

Gerillaların cenazelerine işkence yapma, arazide bırakma, kimsesizler mezarlığına gömme de Kürt halkından intikam alma, ona zulmetmenin bir yöntemi olarak uygulanıyor. Çok faşistçe, çok zalimce, çok ahlaksızca yapılıyor hem de. Çocuklarını inançları ve gelenekleriyle toprağa emanet etme hakları gasp ediliyor. Yaşam hakları dahil, gasp edilen tüm özgürlük ve demokratik hakları için nasıl ki mücadele etmeye devam ediyorlarsa, yaşama gözlerini yumarken olması gereken hakları için de mücadelelerini sürdürüyor. Kürtler böyle faşist ve ahlaksız bir düşmandan ne merhamet ne de ölülerine saygı duymasını bekliyor artık. Kürtler de intikamını kahramanlarını unutmayarak, unutturmayarak ve onları çoğaltarak alıyor. 



2323
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: