TC’nin mezar korkusu

07 Temmuz 2017 Cuma

MERAL ÇİÇEK

AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketine karşı geliştirdiği ‘Çöktürme Planı’nı 2015 itibariyle uygulamaya koymasıyla birlikte sık sık “90’lara geri mi dönülüyor?” sorusu sorulur oldu. Çiller dönemine benzetmeler yapıldı. Bu tarz soru ve benzetmelerin ortaya serdiği temel realite, AKP’nin faşist gerçeğinin onca somut veriye rağmen hala kavranmadığı, ciddi yanılgıların sürdüğü idi. 90’lara dönüş yapılmıyordu; 90’lar aşılıyordu. Nitekim 15 Temmuz’dan sonra geliştirilen AKP (karşı-) darbesi ile birlikte birçok insan “Böylesi 12 Eylül’de bile olmamıştı” diyerek aslında bu gerçeği itiraf ettiler.

TC devleti için 1990’lı yılları en iyi özetleyen cümle “En iyi Kürt ölü Kürt’tür”. Bu anlayışın sonucu olarak sayısız Kürt işkenceyle, yargısız infazlarla, faili meçhul cinayetlerle katledildi. Katliamlar işlendi. Binlerce köy yakılıp yıkıldı, yüzbinlerce insan topraklarından sürüldü. 90’lı yıllar kirli savaş olarak bir halkın kolektif hafızasına kazındı. 

Bütün bunlar geride kalmadı. Bir dönem geçmişle hesaplaşma gündeme geldi ama geçmiş denen şey bir türlü geçmedi ki. Hatta bizim için geçmiş zaman o kadar eskilerde ki, on yıllardır süren bir şimdinin içindeyiz. Bazı kuşaklarımız bir geçmişten yoksun, bütün bir hayatları hep şimdinin içinde geçmektedir. Bunun ne demek olduğunu bilen var mıdır? 

Sanılmasın ki anlamı hafızasızlıktır. Tersine, şimdimizin her anı hafızaya eklendiği için formülü “En iyi Kürt özgür Kürt’tür” şeklinde bozmak için mücadele ediyoruz. Onlarsa Kürdün yükselen bilinci ve direnişi karşısında “En iyi Kürt olmayan Kürt’tür” cümlesini geçerli kılmaya çalışıyor. Bugünün 90’lardan farkı budur. AKP-MHP çetesinin yürüttüğü soykırımcı savaşın anlamı budur. 

Onlar hafızayı yok etmeye çalışıyor. Çünkü hafıza demek kimlik demektir. Hafıza demek kök demektir, bilinç demektir, direniş demektir. Nihayetinde varlık demektir. Özgürlük demektir.

AKP-MHP çete devletinin son dönemde bu kadar gerilla şehitliklerine, şehit mezarlarına saldırmasının asıl nedeni budur. Savaş uçakları ile şehitliklerin bombalanması, mezarlıkların dozerlerle yıkılması, mezarların tahrip edilmesi öylesine bir saldırı değildir. Ya da en son birkaç gün önce Suruç’ta mezar taşlarının üzerindeki simge ve kod isimlerin spiral makineyle silinmesi. Aynı şekilde Ehmedê Xanî’nin heykelinin yıkılması. Bunlar; oldukça ince düşünülüp sistematik bir şekilde uygulanan saldırılardır. 

Artık “ölü Kürt” ile yetinmiyor devlet. Çünkü “Yaşamı uğrunda ölecek kadar” sevmesini bilen Kürt, ölümlerden yaşam yaratarak, ölümlerden Serhildan doğurarak varlığını koruyabilmiştir. Şimdi ise özgürlüğünü kazanmak istiyor. Üstelik sadece kendisinin değil, tarihin bütün ezilenlerinin 5 bin yıllık direniş belleğini hafızasına, ruhuna ve kalbine işleyerek. Gaspçı devletin hangi bombası, hangi kepçesi yok edebilir ki bu ruhu?

Not: Gelecek haftadan itibaren bu köşedeki yazılarıma bir süre ara vereceğim. Geçen süreçte yorum ve görüşlerini paylaşan bütün okurlara teşekkür ederim.



2459
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: