Yalancının mumu sönünce

18 Şubat 2016 Perşembe

RAMAZAN UMAR

Argümanlar bitti, yalancının mumu söndü, gerçek yüzü herkes gördü. Ölüm saati yaklaştıkça saldırganlaşıyor, saldırganlığı ile de ölüm şeklini seçecek. 

Halep’in kuzeyinde bulunan Şehba bölgesinde Suriye, Rojava ve bölgenin geleceğinde önemli etkiler yaratacak gelişmeler yaşanıyor. Deyim yerinde ise "Dananın kuyruğu" burada kopacak gibi. 

Suriye kaosunun aktörleri bunun farkındaki var güçleriyle son kozlarını oynayarak siyaseten var olma veya yok olma savaşı yürütmekte. Bunların başında ise Türkiye geliyor. Şehba bölgesinde çetelere karşı mücadele eden ve DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyonun da destek verdiği Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) yönelik Türkiye’nin saldırıları tam da bunu ifade ediyor.

5 yıldır devam eden Suriye krizinin başından itibaren "Osmanlı hayali" ile hareket eden Türkiye, Kürtlerin önderliğinde ortaya çıkan halkların ortak iradesine karşı tampon bölgeyi ileri sürerken, mülteciler konusu ile coğrafik konumunu kullanarak, politikasını herkese kabul ettirmeye, tabiri caizse yutturmaya çalıştı. Sahada ise DAİŞ, El-Nusra ve Ehrar El-Şam gibi çete gruplarını destekleyerek, ticari kazancın yanı sıra bölgeye hakim olmaya çalıştı. Çete grupları ile olan ilişkilerine ilişkin yüzlerce belge zaten basına yansıdı ve uluslararası alanda Türkiye açıkça "çetelere destek veren ülke" olarak görüldü.  Tampon bölge tezini güçlendirmek için de kendisine bağlı Sultan Murat gibi grupları oluşturarak, "ılımlı muhalif" iddiasını ileri sürdü. 

Ancak oyalamayı başarıp zaman kazanmışsa da, sonuç almadığı gibi, giderek bataklığa sürüklendi. Çünkü ileri sürdüğü argümanları tüm dünyaca artık net olarak biliniyor ve müttefikleri dahi inanmıyor. Daha da önemlisi bölge halkları kendi öz güçlerini oluşturarak iradelerini ortaya koydukça Türkiye’nin mumu sönmeye ve gerçek yüzü daha net ortaya çıkmaya başladı. 

Ölüm saati yaklaştıkça saldırganlaşan Türkiye, tüm dünyanın Suriye’de DAİŞ’e karşı savaşan tek güç olarak gördüğü YPG’yi "terörist" ilan ederek saldırmaya başladı. Herkesin de öyle görmesini sağlamak için  bölgede ılımlı muhalif grupların olduğunu ve YPG’nin de bunlara saldırdığını iddia ediyor. 

Acaba Türkiye’nin kendisi de bunlara inanıyor mu? Şimdi bu bölgede hangi grupların olduğuna bakalım. Cerablus’tan Ezaz’a kadar DAİŞ çeteleri, Ezaz’da El-Nusa, Ehrar El-Şam ve Sultan Murat çeteleri bulunmakta. Bunların dışında ise Şehba bölgesi’nde QSD bünyesinde mücadele yürüten ve bölgedeki Kürt, Arap ve Türkmenlerden oluşan Devrimciler Ordusu (Ceyş El-Siwar) bulunuyor. YPG ise Efrin Kantonu’nda bulunuyor. 

Türkiye’nin "ılımlı muhalif" dediği gruplar DAİŞ, El-Nusra ve Ehrar El-Şam oluyor. Son günlerdeki saldırıları ise Devrimciler Ordusu’na karşı. Peki bu çete gruplarının şimdiye kadarki marifetleri ne oldu birkaç önemli noktayı hatırlatalım.  

DAİŞ, El-Nusra ve Ehrar El-Şam ile Türk yetkililer arasında 2015 yılında bir görüşme gerçekleşti. Bu pazarlığın ardından Türkiye Kobanê’den Bakurê Kürdistan’a tedavi için gönderilen yaralı 6 YPG savaşçısını Ezaz bölgesinde El-Nusra’ya teslim etti. El-Nusra ise Ezaz’ın kimi bölgelerinden çekilerek Sultan Murat ile Ehrar El-Şam çeteleri yerleştirildi. DAİŞ ile yapılan anlaşma gereği de Türkiye göstermelik bir saldırı yapıp DAİŞ’ı bölgeden çıkarmış gibi gösterecekti. Nitekim daha sonra DAİŞ da "şiddetli saldırılar olursa çekilmek zorunda kalırız" diyerek birkaç köyden çekilirken, El-Nusra ve Ehrar El-Şam çeteleri yerleşti. Türkmenler adına örgütledikleri Sultan Murat çeteleri ise Türkmen köylerine saldırarak boşalttı. 

En önemlisi de ABD’nin Türkiye ile birlikte hazırladığı "eğit donat" projesi çetelerin hizmetine sokuldu. Proje kapsamında kimi muhalifler eğitim için Türkiye’ye gönderilirken, MİT daha çok kendi elemanlarını gruba dahil etti. Eğitilen ilk grup NATO silahları ile Bab El-Selam Sınır Kapısı’ndan geçirilirken, sanki kendilerine saldırı düzenlenmiş gibi bir plan yapılarak, neredeyse tamamı El-Nusra’ya katıldı. Oya sınır güvenliğini Türkiye sağlıyordu ve Ezaz da kendi kontrolündeki gruplardaydı. Eğitilen ikinci grubun da akıbeti benzer olunca ABD projeyi askıya aldı. Nitekim ABD Başkanı Obama, "Eğit-donat başarısız oldu Kürtlerle çalışacağız" itirafında bulundu.  

Böylesi bir durumda kim Türkiye’ye inanır ki? Ezaz’a saldırdıktan sonra ABD, AB ve BM’den gelen tepkiler de bunun göstergesi oluyor. 

Kısacası Türkiye’nin argümanlar bitti, mumu söndü, gerçek yüzünü herkes gördü. Ölüm saati yaklaştıkça saldırganlaşıyor ve saldırganlığı ile de ölüm şeklini kendisi seçecek. 



5327
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: